Bir şekilde uzaklaşıyorum insanlardan, hayatımdan, şehirden. Bazen arabaya biner kontağı çevirir ve gidebildiğim yere kadar giderim. Düşünmeden, adres sormadan. Yol beni nereye götürürse oraya giderim. Eskiden ortadoğuya kaçardım zaten 3 saatlik yol. 2-3 yıldızlı genelde ruslardan kalma binalara kurulan eski bir otel odası bulurdum kendime. Sadece dilini bildiğim, yol tabelalarını bile okuyamadığım bir ülkede varoş bir banliyöde yalnız kalırdım. Eğer ortadoğunun içlerindeysem tanrının bile unuttuğu ortadoğu çöllerine doğru sürerdim arabayı. Bazen gecenin bir köründe denize sürer sabahı beklerdim.

Kısaca kaçardım ben. Hayata mola vermeye çalışırdım. Fakat bir şeyden kaçamadım bugüne kadar. Düşüncelerimden, fikirlerimden. Bırakmadılar peşimi. Ortadoğunun en sarp çöllerinde yada amanosun makiliklerinde. Kızıldenizin bol tuzlu suyunda yada akdenizin serinliğinde. Kafamın içinde tepindiler sürekli. Bende çözümü yazmakta buldum. Yazarak özgürleştirdim düşüncelerimi. Böylece onlardanda kaçtım. Asla yazdıklarımı yanıma almadım, olduğu yerde, olması gereken yerde bıraktım.

Özetle; yalnız kalınca moralini bozacak şeylerde olmuyor. Düşüncelerin bile seni terkettiğinde anlıyorsun hayatın kısa olduğunu ve bir şeye takılmaman gerektiğini. Boş yere üzülmemen gerektiğini anlıyorsun.