@pcbagimlisi; Aslında fazla yazmak istemiyorum, biliyorsun yazmaya başlayınca uzun uzun yazıyorum. Ve bir şeyde anlatamıyorum fazla, anlaşıldığı kadar anlaşılıyor ama okumak yetmiyor anlamakta yetersiz kalıyor bizzat yaşamak lazım. Bazı büyüklerim var konuşurken söylerler, ben anlamasam bile aklımın bir köşesine kayıt ediyorum 1 sene sonra bile anladığım oluyor. O anlayışa hemen sahip olamıyorsun. Zaten anlasak bile kendimiz yorumlarız ve üstüne bir şeyler katarız.

Bedava olan her şey insan için pek önemli değildir çünkü halihazırda vardır ve onu düşünme gereği duymazlar. Bana yaşamak için öncelikle su yemek ve nefes alabilmek kafidir. Bunun haricinde sağlığım olsun isterim, elim ayağım tutsun diye değil sağlıklı düşünebilmek için. Düşünmekte bedavadır ancak kendin ürettiğin düşünceler insana faydalıdır.

Ama insanlara bir bakalım, onu istiyorum bunu istiyorum devamlı bir şeyler isterler.
İstenilen şeyler normalin, sıradanlığın üstüne çıkamaz. Belkide huzur istediklerini zannediyorlar ama pek doğru diyemem, huzur insanın kendi içinde çözebileceği bir şeydir. Bende şuan bir şeyler istiyorum ama aslında kendimi kandırıyorum.

Şimdi bir püf noktası paylaşayım, insanlar istediklerine çoğunlukla kavuşamazlar. Neden böyle olduğunu ters mantıkla anlayabiliriz. Demiştim huzur kendi içimizde sağlanır, eğer huzuru dışarıda ararsak ve istediğimiz şeyleri elde edersek huzuru bulduğumuzu zanneder ve yanılırız.

Huzuru yakalayamayız ve süreç bundan dolayı kendini kısır bir döngü olarak yineler. Şunu alayım mutlu olacağım, alırız ama bakarız ki mutluluk kısa sürmüş, o halde bunu da alayım kesin mutluluğa erişeceğim deriz. Bu şekilde devam ettiği için gerçek hedefimiz olan huzura değilde, onu sağlayacağını düşündüğümüz şeylere odaklanmış oluruz. Hedefimizi farkına varamadan saptırırız. Ama işte hayatın bir cilvesi, biz bunu anlayana kadar bize bir şey vermez kolay kolay. Bizler akıllı canlılarız, ama bilin ki hayat daha akıllıdır. Çünkü hayatın zaten oluşum amacı bize bir şeyler öğretmektir.

İnsanlar neden anlamıyorlar? Evet burası ayrı bir konu aslında. Anlamıyorlar aptallar mı, düşünmüyorlar mı, işlerine mi gelmiyor, dik başlılar. Bir çok sebebi var belkide. Bence en büyük sebebi çoğunluğa bakılması, örnek alınması.

İsteklerimiz hiç bitmiyor aksine artıyor. Bu istekler çoğaldıkça insanın etrafında bir duvar örülüyor ve gerçekleri görmesi zorlaşıyor. Özgürlük isteyen insan aslında kendi eli ile bu duvarı örüyor. İşte bu duvarı yıkanda bu isteklerimizi gerçekleştirmeyen hayattır.

Bu şekilde akşama kadar misal vererek yazabilirim, ancak üstünde durup düşünmek gerekiyor yoksa okumak değil anlamak lazımdır. Anlama kısmında ise kendimizi kandırırız çoğu kez. Anlayamıyorum, yazı çok uzun olmuş okuyamadım aklım karıştı. Bahaneler buluruz. İnsanı cezbeden şeyler genellikle elle tutulur cinstendir. Elle tutulsun, gözle görelim çünkü sahiplenme duygumuzun ön planda olması gerekir bizim için. Elle tutulur olsa bile unutmamak gerekir ki sonuç itibariyle onu tutmaya çalışan şey bile bir düşünceden ibarettir. Örneğin seni mutlu yapacağına inandığın şey A dır, beni mutlu yapacağına inandığım şey ise B yada C yada D... Göreceli olduğunu varsayıyorum. O halde beni mutlu yapan şeyler aslında A yada B değildir, mutlu olmamı sağlamış olabilirler ama esas mutluluk benim içimde ve bunu görmemi sağlıyor. O zaman diyebilirim ki mutlu olmam için A ya B ye ihtiyacım yoktur.

A, B, C her neyse beni mutlu etmesi için aslında düşüncelerimi tetiklemesi rol oynamakta. Bunlar yokken o halde düşünmediğimi söylersem doğru bir kanıya varmış olurum. Mutlu olman için hayal etmen gerektiğini söylerim, zaten dediğim gibi istediklerin gerçekleştiğinde de aslında bu gerçekleşmekte. Ama gözünün önünde bu hayali canlandıracak şeyler olmadığı için bir mum ışığı gibi sönüme uğruyor. Işığın sönmemesi ancak senin elinde. A ya veya B ye bağlasan bile, A ile B tükendiğinde, yok olduğunda senin ışığında yok olmaya mahkum kalacak.

Ahirete değinmiştim ilk yazımda. Şimdi eğer iyi düşündüysen bir şeyler anlaman icap eder. Dünya malına yada hayatına neden bağlanmamız gerektiği burada anlaşılır. Dünyalık şeyler mumun yanmasına vesile olan fitile benzer. Fitil bitince mumda söner. Halbuki o ışı oluşturan gerçek kaynak fitil değildir.

Dünyada huzurlu ve mutlu bir hayat sürdün, hatta çok mal varlığın vardı diyelim. Ancak ahirette bu fitili kayıp eden ruhlar yine mutlu olamayacak çünkü olmak için bir sebep bulamayacaklar. Orada da aynı durumun geçerli olduğunu anlamamız gerek. Sebep başka şeyler değil, kendimizden ötürüdür. Hani ALS hastalığını konuşuyorduk sürekli. Hiç kimsenin aklına geldi mi acaba bu insanlar neden böyle bir haldeler. Hal derken kötü anlamda söylemiyorum, bulundukları durum neden böyle.
Hastalıkta hayatın bizlere verdiği bir nimettir. Bu hastalığa yakalandığını düşün, elindeki tek koz sadece düşünme yetin olacaktır. Böyle bir kimsenin ışık olması için sebeplere bağlılığı ortadan kalkmıştır. Ancak yine hastalığını olumsuzluk olarak değerlendirip ona göre düşünürse tam tersine hepten mağlup olur. Bundan dolayı bizler hastalığın Allah'tan geldiğine inanırız ve olumlu tarafından bakarız.

Şimdi konudan fazla uzaklaşmayayım. Hastalığı falan geç anlamadıysan üstünde düşünme fazla.
Bana yazdığından alıntı yaptım;
"Düşün ki şuanda her şeye sahip olabiliyorsun"

Gördüğün gibi yazımda yazdığım şekilde mutluluğu sahip olma kavramıyla pekiştirmekten geri durmuyoruz. (Senin yazdıkların üstünden yola çıkarak yazmadığımı bil bunları, şimdi dikkatimi çekti bu benzerlik.)

Neyse, şimdi sen nelere sahipsin. A,B,C. Kim üretti bunları? Başkaları.
Ne diye sordum dikkat et, kim üretti. Örneğin ben araba üreten bir firmayım. Bu arabanın seri üretime geçmeden önce, üretim aşamasından daha önce önemli bir aşama vardır. O arabayı senin benim gibi sıradan birisi düşünür ve hayalinde canlandırır, sonra çizime döker. Üstünde çalışmalar yapılır. Kısacası senin kullandığın yada istediğin şey aslında başkasının hayalidir.

Dünyaya neden geldiğimizin çok önemli bir noktası bu örnekte yatmakta. Bir mumla ne yapabilirsin? Başka bir sönük mumu yakabilirsin. İnsanlar üretmekten acizler. Ne üretmekten? Hayal üretmekten. Başkalarının hayalleri ile yaşıyorsan zaten bir şeye sahip değilsindir. Sonsuz mutluluk sonsuzluğa doğru tırmanan mutluluktur. Halihazırda var olan her şeye sahip olmak demek kesin bir rakam içerir. Süreklilik arz etmez. Şuanda dünya ki her şey sınırlıdır, ancak üretim sınırlı değildir çünkü süreklidir.

Yani seni mutlu kılan şeyler sahip olduklarının ölçüsüyle bağdaştırılmaz. Ne üretebiliyorsun? Ahirette senin önüne bir şey sunulmaz. Sen neyi düşünürsen o gerçekleşir. Gerçekleşen şey ise zaten senden çıktığı için bu aynı anda oluşur. Yani mutluluk kendisi vardır zaten. Evren genişliyor deriz, buda bize evrenin yine bir şey içerisinde genişlediği kanısına sebep olur. Ama genişleyen evrenin kendisidir. Evrenle insan benzerlik taşımakta. Amaç insanın genişlemesidir. Bundan dolayı bu dünyada daralmalara maruz kalıyoruz.

İstemen güzel bir şey, isteme demiyorum. Ama gerçekleri düşünmekten anlamaktan seni alıkoymasın. Bağlanma. Bu istekleri bir hayale dönüştür, ve o hayalin içinde yaşa. Bu aslında yine pek iyi değil senin açından çünkü, kendini bir hayale mahkum ediyorsun ve kısıtlamış oluyorsun. Bu gerçek aklımda bir çağrışım yaptı. Mutlu olmak yada olmamak, mutlu olursun yada olmazsın. Olaya böyle bakabiliriz lakin mutlu olmanın ne olduğunu bilmiyorsak bizim için sıkıntı doğuracak. Başkasının bize göre şaşalı yaşamlarını görene kadar aslında mutlu sayılırız bir bakıma. Demek ki mutlu olmakta yetmiyor. Daha çok mutlu olmak, daha çok daha çok.

Bundan sonra ise mutluluk nedir diye sorgulamaya başlıyorum. Mutluluğu tarif etmek için mutsuzluğu anlamam gerek öncelikle. Çünkü aydınlığı anlamak için karanlığa bakmak daha kolaydır.

Mutsuzluk, benim kendimden uzak düşmemdir. Kendimi unutmam. Üretmeyi unutup tüketici olmam. Madde ile mutlu olmak isteyen insanoğlu var karşımızda. Peki madde mutlumudur? Bence mutlu değildir çünkü kendini bilemez. Peki mutlu olmayan şey bana mutluluğu nasıl öğretecek. Mutsuzluğun ne olduğunu göstererek bunu yapıyor bence. Hal böyle iken, madde bize ne anlatıyor biz ne anlıyoruz.

Madde nedir? Enerjinin yoğunlaşmış halidir dersem yalan olmaz sanırım. Işık hızında ilerleyen, yani evrendeki en hızlı olan şey bir anda durağan bir hal alıyor, her yöne saçılan ışık bir anda kendini hapsediyor.

Üretirsen güneş gibi olursun, tüketirsen karadelik gibi olursun. Hem karanlığın kendisi olursun hemde başkalarının ışığını bile emersin.

Mutluluğu anlamak yerine mutsuzluğu anlamak gerçekten daha kolay olacak bizim için. Çünkü mutluluğun peşinde koşarken bile kendimizi unutuyoruz ve zaten bu şekilde mutluluktan uzaklaşıyoruz. Ben kendim olmalıyım, kendimi arayıp bulmalıyım zaten kendimi bulunca mutluluk diye tanımladığımız şey gerçekleşiyor. Daha basite indirgersek mutluluk yoktur, onu düşenmek yersizdir. Kendimi düşünüp kendime odaklanmalıyım. Ben varım ve sadece ben varım. Zaten ben olmasaydım mutlulukta benim için olmazdı ki!