Hepimiz gözlerimizle görür, kulaklarımızla duyar, ayaklarımızla yürür, ellerimizle dokunuruz. Peki ya bunu yapamayanlar yani herhangi bir yetersizliğe sahip olanlar? Biz bize bahşedilenlerle bu kadar rahat yaşayıp üstüne bunların kıymetini bilmezken yetersizliklerinden ötürü bunları yapamayanları düşündük mü hiç?
Çevremizde onları gördüğümüzde yabancı gözlerle bakıp sonra gözlerimizi kaçırmak daha mı kolay geldi bize? Biz her sabah güneşi gördüğümüzde onların karanlık dünyalarına bu kadar mı yabancı kaldık? Bizim için görmek bu kadar kolayken onların dokunarak görüp elleriyle konuştuklarını neden görmedik?

Bence artık hepimizin bu farkındalıkları fark etmesi gerekiyor. Tabi fark etmekten kast ettiğim şey onlara acımak, onlara insandan ziyade hasta ya da yetersiz gözüyle bakmak değil. Biz ister yetersizliğe sahip bir çocuğun ailesi, öğretmeni ya da toplumdan her hangi bir birey olalım. Yapmamız gereken tek şey onların bizden farklı olmadığını bilmektir. Biz nasıl bir birey olarak bize verilen her türlü imkandan her türlü eşitlikten yaralana biliyorsak aynı şeylerin yetersizlikten etkilenenler içinde geçerli olduğunu unutmayalım. Yetiştirdiğiniz bir çiçeği düşünün. Çiçeğin büyümesi için nasıl sıcaklığa, ışığa ve suya ihtiyacı varsa yetersizlikten etkilenmiş çocuklarımızın da toplum tarafından kabul görmeye ve kendini gerçek bir birey gibi hissetmeye ihtiyacı vardır. Gelin biz de artık onlara ‘’su’’ olalım….