Şuan bile bilmediğimiz nice teknolojiler var bazıları kullanılıyor bazıları deneme aşamasında. Giyilebilir robotlar yapılıyor askerler için özellikle. Bir kask yapmışlar kafanıza takıyorsunuz resim çizme, matematik, hızlı öğrenme refleksi gibi size birçok özelliği 20 dakikada kazandırıyor. Teknolojinin gelişim sürece insan beyninin yapısının daha iyi anlaşılmasına bağlı bir bakıma, insan beyninin gizli kalmış yönlerini keşfettikçe daha da geliştirecek yöntemler bulunacaktır. Zihin yöntemi ile şuan senin aklına gelmeyecek şekilde zaten iletişim vardır. Her insanda mevcuttur sen her zaman bunu az yada çok kullanırsın önemli olan farkında olup olmaman. Bak bilim insanları o kadar teknolojik buluşlara imza attı değil mi, peki hala gizemi çözülemeyen beyin bu teknolojiden daha mı geri yoksa daha mı gelişmiştir? Bir yarasa bile ses dalgaları ile yönünü tayin edebiliyor, bırak yarasayı henüz bir sinek kanadını bile yapamadık. Taklit prensibi ile bu tür buluşlar yapılabiliyor ancak. Bir nükleer reaktörü düşün zaten doğada mevcut olan bir şey. Güneşin ürettiği enerjiye ulaşılmaya çalışılıyor füzyon teknolojisi ile. Doğayı ve beynimizi kısacası evreni ne kadar çok iyi anlarsak teknoloji olabildiğince gelişir.
Teknolojinin gelişimi hakkında binlerce şey sayılabilir ancak bu gelişimin varacağı en son noktada bunun adı zaten teknoloji olmayacak. Teknoloji insanla başladı insanda son bulacak. Bu zihnin kendisidir. Bizim yaptığımız şey ise zihni matematiğe dökerek onu keşfetmek ve daha iyi anlamak. Gözü düşün, kameralar ne zaman bulunmuş insanoğlunun varoluşundan sonra? Konuşuyorum ve sende duyuyorsun, hoparlör ve mikrofon ne zaman bulundu

Henüz burun yapılmadı

Dedektörler var aslında ama çok ilkeller. Cep telefonu da bu şekilde. Burada tam tersi sen bu yeteneğini bilmiyorsun. İnsan zihni bugün bulunan en güçlü bombalardan bile daha güçlüdür iyi ki kullanmasını bilmiyoruz yoksa kendimizi tanrının yerine koyardık ve sonu felaket olurdu. Evreni değiştiren, hareket sağlayan enerji dediğimiz şey bilincin kendisidir. Yaptığımız makineler yada bombalar ise matematik sınırlamaları olan bir düzeydedir, ancak insan bilincinin herhangi bir sınırı yoktur çünkü gelişime her zaman açıktır.
Şuan klavyede yazı yazacaksın, bunlar beyninde otomatik olmuyor ki. Bir robot değiliz yani. Önce bunu istiyorsun sonra beyindeki elektronları harekete geçiriyorsun. Bunu nasıl yaptığını bilmiyorsun çünkü bilincin sadece çözümlemeyi hafızanda bulunan bilgilerle pekiştirirse bir anlayışa erişir. Onun dışında sadece bir istekte bulunur. Daha iyi anlamak için kuşları düşün, kuşlar matematikten ne anlar

Havanın varlığını, havanın kaldırma kuvvetini bilirler mi, bunlar gibi onlarca fizik kuralı vardır ancak kuşlar sadece uçmak isterler ve yaparlar. Ancak bir kuşun gelişmiş bir beyni olsaydı ve uçma hakkında bir çok bilgiyi hafızasına (harddisk) yazsaydık nasıl uçtukları hakkında o zaman bir anlayışa sahip olabilirlerdi. Neyse başa gelelim, beynini sen kontrol ediyorsun. Elektronlara bir hareket veriyorsun işin başında. Zihnin aslında bir hareket kuvveti oluşturmuyor, çünkü hareket kuvveti zaten enerjidir. E=mc2 formülünü hatırlayalım. Enerji madde ye dönüşebilir madde de enerjiye. Işık kütlesi olmayan bir enerjidir ve elektronları hareket ettirme kuvvetine sahiplerdir. Aynı zamanda yoğun ışık demetleri maddeye dönüşübiliyor, örneğin güçlü bir zıt yönde çarpışan çok güçlü lazer ışını, elektron ve pozitron taneciklerini oluşturmakta. Kısacası bilincin yaratıcı bir kudreti mevcuttur. Ancak büyük oranda beynimize bağlıyız ve bir bedenden oluştuğumuzu düşündüğümüz için var olan yeteneklerimizi sorgulamadığımız için bilemiyor hatta inkar ederek olmadıklarını ileri sürüyoruz.
Bu güçlere erişim iznimiz var aslında ancak kullanmasını bildiğimiz sürece. The secret belgeselinde güzel bir örneği var. İstediğimiz bir şey neden hemen oluşmaz? neden sürekli olmasını düşünmek zorundayız gerçekleştirebilmek için? Bir adam bir fil düşünüyor ve evin içerisinde pat diye bir fil beliriyor

Dünyadan sıkılıp onun yok olmasını dilediğinizi bir düşünsenize bir an için. Bizler mi evren içinde yaşıyoruz yoksa evren mi bizim içimizde? Bilinç zaten kendisinin oluşturduğu bir illüzyonun içerisinde olabilir mi?