Şahinbey;
I. Dünya Savaşı sonrasında Antep için zor günler başlamıştır. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi Osmanlı İmparatorluğunun ölüm fermanı olmuştur. Gaziantep 15 Ocak 1919’da Halep’te bulunan İngilizler tarafından işgal edilmiş, hemen ardından 29 Ekim 1919’da Fransız işgali başlamıştır. Antep halkı, 11 ay boyunca Fransızlara karşı zorlu bir mücadele vermiştir. Öyle ki; şehrin gösterdiği üstün direnme gücü karşısında 8 Şubat 1921’de TBMM tarafından Antep’e Gazilik unvanı verilmiştir. Bu eşsiz savunmanın sembol isimlerinden biri de Şahinbey’dir.

Cesedimizi çiğnemeden buradan geçemezsiniz”
Anıt mezardaki mermer kaide üzerinde şu satırlara yer verilmektedir: “Şahinbey; piyadesi, süvarisi, topu, tankı ve 400 nakliye arabası ile gelen Fransızı, tüfekli 200 çetesi ile bu yolda durdurdu. 3 gün savaştı, mermisi tükenince Elmalı Köprüsü’nün üstüne fırladı: “Allahım Antep’i kurtar. Alçak düşman gel süngüle” diye bağırdı. 43 yaşında süngülenerek şehit edildi.”

Antepli Şahinbey’in Fransız Garnizonu Komutanlığına yazdığı mektup, tarihimizin şeref belgeleri arasındadır:
Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara bu topraklar da Türk’e ısındı, kaynadı.
Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz.
Sonra siz hiç ömrünüzde; “Türk esir yaşamaz” diye duymadınız mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız. Çatmayın bize.
Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.”


28 Mart 1920. Şahin’in şehit olduğu gün, aynı tepenin eteğinde bir acı olay daha yaşandı. Şahin Bey ve çetelerine yiyecek getiren 14 genç çocuk Dokurcum Değirmeni’nde saklandı. Şahin Bey ve çetelerini şehit eden düşman kuvvetleri Gaziantep’e doğru ilerlerken bir grup Fransız askeri Dokurcum Değirmeni’ne geldiler, 14 genci dışarı çıkardılar, değirmenin önündeki dik kayaların önüne dizdiler, ellerini birbirine bağladılar. Silahsız 14 genci önce silahla taradılar sonra da süngülediler. Ne esir aldılar ne de sorguladılar.
Fransız birliği açılan Antep yolundan yürüyüp gidince çevre köylerden koşup gelenler, elleri birbirine bağlanmış, önce kurşunlanmış ve sonra süngülenmiş bu silahsız genç çocuklara sarılıp ağlaştılar.




Şehit Kâmil;
Kamil, alaca işleyen fakir bir babanın oğlu idi.
Dedesi Kemal kendircilik yapar ailece kendir soyarak geçinirlerdi. 21 Ocak Cuma
günü de, 14 yaşındaki Kamil annesiyle beraber dedesinin yanından çöp soymadan geliyordu.
Kamil’in ve annesinin sırtında soydukları çöpler, Fransızlar’ın askeri fırın olarak kullandıkları binanın önünden geçerken, Kozanlı tarafından gelen 3 Fransız askeri kadının yolunu kesip peçesini açmak istiyorlar.

Hatice peçesine uzanan eli ısırıyor ve bağırıyor; -Kamil yetiş!..Annesinin saldırıya uğradığını gören Kamil, sırtındaki çöpleri yere atıp koşuyor. Yerden bir taş alıp öndeki askere vuruyor. Bu sırada bir çığlık doluyor çarşıya…-Ah anam… Vurdular beni!..
Anası Hatice, tüfek süngüsümüy dü, uzun bir bıçakmıydı bilemedim, sapladılar yavruma, diye anlatıyordu. Kamil’in vuruldum sesini, anasınınçığlık ve feryadını duyan halk koşuyor. Fransız askerleri, hemen askeri fırına kaçarak kapıları kapatıyorlar. Olay yeri bir anda ana-baba gününe dönüyor. Küçük bir oğlanı vurmuşlar! Haberini duyanlar, kiminin elinde kazma, kiminde balta, kiminde satır, koşuyorlar askeri fırına…

Fransızlar korku içinde fırının kapısını kapatmışlar, arkasına odun ve eşya yığmışlar. Pencereden de bir makineli tüfeği kalabalığa çevirmişler. Onlar korku, halk öfke ve heyecan içinde… -Açın kapıyı namussuzlar! Bir çocuğu süngülemek nasılmış, açında gösterelim size… Korkaklar, alçaklar…Kapılara,pencerelere baltalar, kürekler, et satırları ile vuruyorlar… Açabilseler Fransızların hepsini parçalayacaklar. Olay yerine Komiser Hakkı Efendi ile jandarma komutanı Çopur Kemal yetişiyor. Halkın arasına giriyorlar: -Kapıyı kırmayın, merak etmeyin, hakkınızı koymayacağız İntikamınızı alacağız. Siz şimdi dağılın, bizlere güvenin.

Halk büyük bir heyecan ve üzüntü içinde Kamil’in kanlı cesedini alıp Musullu Sokaktaki evine getiriyor. Avlunun ortasına yatırdıkları Kamil sanki uyuyor. Evin içi, sokaklar, acılı, kinli ve öfkeli insanlarladolup taşıyor. Küçük şehidin cenazesi 22 Ocak günü muazzam bir törenle kaldırılıyor. Sanki bütün Antep geliyor cenazeyi götürmeye. Dükkanlar kapanmış, alışveriş durmuş, cenaze töreni, Fransızlara gözdağı verme gösterisine dönüşmüş. Fransız komutanAlbay Saint Marie, Kamil’in cenazesi eve götürüldükten sonra askeri vasıtalarla fırına gitmiş, oraya saklanan askerlerini alıp, kolejdeki karargahına götürmüştü. Olayın halkta yarattığı heyecanı ve muazzam cenaze törenini öğrenince telaşa kapılıyor.

Olayın bir harp başlangıcı olması ihtimalinden çekiniyor ve Heyet-i Merkeziye’ye haber gönderiyor. Belediyeye gelip şehir halkı adına heyetten özür dilemek, Kamil’in babası Ökkeş Ağa’nın da gönlünü almak istediğini bildiriyor. Heyet-i Merkeziye şehirde harbin başlamasını henüz istemiyordu. Çünkü hazırlıklar tamamlanmamıştı. Ökkeş Ağa önce direndi. Sonra Heyet-i Merkeziye’nin ısrarına karşı koyamadı. İstemeyerek gitti belediyeye. Fransız komutan birkaç subayı ve tercümanı ile birlikte belediyeye gitmişti. Tercüman vasıtasıyla Ökkeş Ağa’ya başsağlığı diledi. Ufak bir tazminat olarak 200 altını uzattı. Ökkeş Ağa almadı. Bu olayın sebep olduğu öfke ve heyecan günlerce yatışmadı. Çarşı ve dükkanlar günlerce kapalı kaldı. Ve küçük şehitin acısı tüm Antep’i yasa boğdu.