İlk mesajımı okursan öyle yapacağımı belirtmiştim.
Sen hiç seviyeli konuşabilen bir arkadaşa, bir kişiye rastladın mı, bilmem, ama ben hiç görmedim güzel ülkemde. Şu an çevremde şımarık davranan tiplere ciddi yaklaşıp bana küfür edeni şaka bile olsa laflarımla ezen birisiyim, emin ol, mutlu değilim.
Haksız olduğunu söylemiyorum gerçekten, seni anlayarak yazıyorum. Bende yeri gelince sitem ediyorum. Lakin anlatmak istediğim biz her zaman savaş içerisindeyiz, senin vücudunda bile her an mikroplarla yapılan bir savaş söz konusu. Sen dışarıda nasıl taviz veriyorsan bir kazanım elde etmek için aynı şeyi burada da yapıyorsun farkında ol yada olma. Ancak bu sana ağır geldiği için kaçıp kurtulma iç güdün baskın bir hale geliyor.
Benim dayım 10 sene önce NASA ya bağlı bir firmada çalışmak için gitti. Çok sitem ettim kendi ülkeni neden bırakıyorsun diye. Sonra anladım ki, kurak toprakta çiçek yetişmezmiş. Yani sana söylediğimi yanlış anlama, her yerde savaşa bilirsin, burada kalarak savaşmak ise gerçekten yürek ister ve ödün verirsin kendinden. Lakin dayım burada kalsaydı bu ülkeye emek verseydi ve onun gibi nice insanlar bu ülkeye emeklerini verse ne güzel olur.
Ben kendini bilmez nice insanla bir araya geldim, çok dişimi sıktım sonuçta ne oldu biliyor musun, çoğuna söz geçirdim bazıları da adam oldu. Aslında bunu benim yerime aile fertleri yapsa işimiz çok kolay olacak ama maalesef gerçekler bu şekilde. Bir medyum ile irtibat kurmuştum bana ne dedi biliyor musun, sen hiç zenginlerle yada güzel insanlarla gezmiyorsun sebebi de onlara verebileceğin bir şey yoktur. Aslında bu duymak istediğim ve kendi içimde hep anlayamadığım bir püf noktaydı, her ne kadar medyumun dediği gibi kendime bir yol çizsem de kendi içimde sebebini bilmediğim için çelişkiye düşüyordum.
Uzun lafın kısası, karar elbette senin. Ancak ben bu ülkeyi bir gün bırakıp gitsem de ülkeme hiçbir zaman şikayet ettirmem. Tamirciye sağlam malı götürürsen sana güler, fakat bozuk bir malı götürürsen hiç şikayette bulunmaz hatta sevinir kendisine iş çıktı diye.