Bu kıssa Kuranı Kerimde Sâffat sûresinde zikredilmiştir. Şöyle ki:
Allâhü Teala İbrahim Aleyhisselâmı Nemrudun ateşinden kurtardıktan ve O da Babilden Şama hicret etmeye niyet ettikten sonra şöyle dedi: Ben Rabbime gidiyorum. Yani, Rabbimin bana emrettiği yere, Şama gidiyorum. Bu ayet hicrette asıldır ve ilk hicret eden de İbrahim Aleyhisselâmdır. O, beni yoluna iletir.İbrahim Aleyhisselâm Şama ulaştığı zaman mahlukatın rabbine dua etti ve şöyle dedi.Ey Rabbim! Bana Salihlerden (bir oğul) ihsan et.Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Biz de ona bir oğul hibe ettik. Gelişip büyüdü. Oğlu, (İbrahimin) yanında koşacak çağa gelince; Yani büyüyüp onunla birlikte ihtiyaçları ve menfaatleri için koşturacak duruma gelince.Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görmekteyim. Yani Allah için kurban ettiğimi görmekteyim.Artık bak, bu konuda ne düşünürsün? dedi. Çocuk da; Babacığım! Sana ne emredildiyse yap. İnşallah beni (Allâhü Teâlânın bu imtihanına) sabredenlerden bulacaksın dedi. Vakta ki onlar Allahın emrine boyun eğerek teslim oldular.
İbrahim Aleyhisselâm oğlunu alnı üzerine yatırdı. Hadise Minada vuku bulmuştur. Bıçağı boğazına sürdü. Ama bıçak, kudreti ilâhiyyeden bir mani sebebiyle hiç kesmedi.Biz de ona şöyle seslendik. Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana (emredileni yerine getirmeye azmetmek suretiyle) sadakat gösterdin. Bu sana yeter. Şüphe yok ki Biz emre imtisal etmekle nefislerine iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı. Ve ona (boğazlamak ve emredilen işi yerine getirmek üzere) büyük bir koçu çocuğun yerine fidye verdik. (Sâffat-99-107)
Bu kurbanlık, Habilin takdim edip de kendisinden kabul edilen koç idi ve Cebrail Aleyhisselâm Cennetten getirmişti. İbrahim Aleyhisselâm tekbir getirerek onu kesti. (Ruhul Beyan ve Celaleyn)
KISSANIN TAFSİLİ
Vakta ki İbrahim Aleyhisselâm Allahü Teâlâdan kendisine salih bir evlat vermesini istedi. Cebrail Aleyhisselâm geldi ve bir oğlan çocuğu olacağını müjdeledi. İbrahim Aleyhisselâm da aşırı sevincinden, onu, Allah rızası için kurban edeceğini nezretti. Sonra İsmail Aleyhisselâm dünyaya geldi. Yedi veya on üç yaşına geldiğinde Halil-İbrahim Aleyhisselâm Celil olan Rabbinin emriyle Hazreti İsmailin de yardımı ile Kabeyi bina etti. Kabenin inşaası bitince Beyt-i Şerifi haccetti. Hac vazifelerini bitirdikten sonra Zilhiccenin sekizinci gecesi rüyasında:
Rabbin sana şu çocuğu kurban etmeni emrediyor denildiğini gördü.Sabahleyin tefekkür etti. Allahtan mı, yoksa şeytandan mı? diye iyiden iyiye düşündü. Bu güne Tevriye günü denildi. Sabahleyin koyunlarının en iyilerinden yüz tane seçti ve onları kurban etti. Bir ateş geldi, onları yok etti. İbrahim Aleyhisselâm da bunların kafi olduğunu zannetti.İkinci gece (dokuzuncu gece) aynı rüyayı tekrar gördü. Bunun Allahtan olduğunu anladı. Onun için dokuzuncu güne Arefe adı verildi. Bu sefer develerinden yüz tanesini seçti ve onları da kurban etti.Üçüncü gece (kurban bayramı gecesi) tekrar aynı rüyayı gördü ve;İlâhi, benim kurbanım nedir? dedi. Cenab-ı Hak:Sevgide bana ortak ettiğin oğlundur, buyurdu. İbrahim Aleyhisselâm istiğfar ederek uyandı. Oğlunu kesmeye karar verdi. Zilhiccenin onuncu günü olan bu gün Nahr kurban kesme günü diye isimlendirildi.
Hazreti İbrahim oğluna şefkat eder vaziyette İsmail Aleyhisselâmın annesi Hacer validemizin yanına geldi, dedi ki: Başını yıka, koku ve yağ sür, en güzel elbiselerini giydir. Onunla koyun gütmeye gitmek istiyorum.
İbrahim Aleyhisselâm yola çıkarken yanına ip ve bıçak aldı. Kesilecek yere yöneldiklerinde Şeytan İbrahim Aleyhisselâmın yanına geldi. Gönlüne fitne ve fesat sokmak istiyordu. Dedi ki:Bu işte acele etme. Belki Allah bu kesim işinden sizi muaf tutar. Çocuğun boyunu,endamını, sîret ve suretinin güzelliğini görmüyor musun? İbrahim Aleyhisselâm:Bu bana Rabbimin emridir. Bu hayırlı bir iştir. Hayırlı iş geciktirilmez, dedi. Hazreti İbrahimden ümidini kesen Şeytan İsmail Aleyhisselâmın yanına geldi, şöyle dedi: Sen sevinip duruyorsun. Ama babanın yanında bıçak var. Rabbinin emrettiği zannıyla seni kesmek istiyor. İsmail Aleyhisselâm şeytana şöyle cevap verdi:Peygamberlerin vahyinde yalan olmaz. Eğer böyle yapmak isterse dinler ve itaat ederim. Şeytan başka sözler de söylemek istediğinde İsmail Aleyhisselâm eline taş aldı ve ona attı. Sol gözünü kör etti. Şeytan Aleyhillane eli boş ve üzüntülü olarak oradan kaçtı.Onun içindir ki Hazreti Allah, şeytanı kovmak için taşları atmayı (hacılara şeytan taşlamayı) vacib kıldı.Melun, bundan sonra Hacer validemizin yanına geldi. Çeşitli şekillerde gönlüne vesvese vermek istedi. Onu aldatmaya da muvaffak olamadı. Hayret içinde kaldı ve perişan oldu. Vakta ki Minadaki kesim yerine ulaştılar. İbrahim Aleyhisselâm oğlunu imtihan için şöyle dedi: Oğulcağızım! Rüyada seni kesiyor görüyorum. Sen buna ne dersin, nasıl bir reyde bulunursun? İsmail Aleyhisselâm:
Babacığım! Emr olunduğun şeyi işle, İnşaallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.Kesmeye azmettiğinde İsmail Aleyhisselâm dedi ki:
Babacığım, ellerimi bağla ki hareket etmeyeyim. Yüzümü yere doğru getir ki bana bakıp da merhamete gelmeyesin. Gömleğimi de anneme götür de ona hatıra olsun. Ayrıca ona benden selam söyle ve Allahın emrine sabret de.
Sonra kesilmek üzere yatırılan koyun gibi, oğlunu sağ yanı üzerine yatırdı. Ellerini bağladı. Hazreti İsmail kendi kendine düşündü. Dedi ki:
El ve ayaklarımı çöz babacığım. Ta ki Allâhü Teâlânın emrini zorla yaptığımız zannedilmesin. Bıçağı da boğazımın üzerine süratle çekmek için koy ki, melekler Allahın emrine itaatkar olduğumu bilsin.
Sevgilinin eliyle bana zehir sunulsaydı,
Bu zehir onun elinden iyi gelirdi.
Hazreti İsmail elleri ve ayaklarını bağlanmamış vaziyette uzatıverdi. Yüzünü de yere doğru çevirdi. İbrahim Aleyhisselâm bıçağı onun boğazına koydu ve bütün kuvvetiyle çekti.
O anda Hazreti Allah meleklerin gözlerinden perdeyi kaldırdı. Bir de ne görsünler, İbrahim Aleyhisselâm oğlu İsmaili kurban ediyor. Bu manzarayı görünce hemen secdeye vardılar.
Allâhü Teâlâ meleklere buyurdu ki: Dostum İbrahime bakın, benim rızamı kazanmak ve emrimi yerine getirmek için oğlunun boynuna bıçağı nasıl sürüyor ? Halbuki siz:
Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek bir kavim mi yaratacaksın? Halbuki biz sana hamd etmek suretiyle tesbih ve takdis ediyoruz, (Bakara-30) demiştiniz.
Rivayete göre;
Hazreti İbrahim bıçağı her çekişinde bıçak tersine, sırtı üstüne döndü ve Allahın izniyle kesmedi. İsmail Aleyhisselâm şöyle haykırdı:
Babacığım! Bana olan sevginin şiddetinden dolayı, korktuğum başına geldi. Elinin kuvveti gitti, kesmeye gücün yetmiyor. Babacığım, bıçağını tekrar bile.
Hazreti İbrahim kayaya dayandı. Bıçağını tekrar biledi. Bıçak sanki bir ateş parçası gibi oldu. Sonra tekrar sürdü. Allahın izniyle yine kesmedi. Oğlu:
Sana ne oluyor da tembel davranıyorsun? dedi.
Bunun üzerine İbrahim Aleyhisselâm öfkelendi ve bıçağı bir taşa vurdu. Taş iki parçaya ayrildi,
Çok acaib bir iş yaptın. Taşı kesiyor, ama et parçasını kesmiyorsun dedi. Bıçak onun öfkesinden koktu. Allâhü Teâlânın kudretiyle konuştu ve şöyle dedi:
Ya İbrahim! Sen kes diyorsun, alemlerin İlâhı ise kesme diyor. Kendisine şöyle nida edildi:
Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana sadakat gösterdin.
O anda Allâhü Teâlâ Cebrail Aleyhisselâma şöyle emretti.
Cennete gir, boynuzlu, alaca bir koç al, İbrahime götür ve benim tarafımdan ona de ki:
Oğlunu sana hibe ettim. Oğlunun yerine şu dağdan inip gelen koçu kurban et.
Cebrail Aleyhisselâm Cennete girip de koçun boynundan tutuğu vakit bunu görenler İsmail Aleyhisselâmın Rabbi yanındaki kerametine, kadrü kıymetine hayret ettiler. Bunun
üzerine Hazreti Allah şöyle buyurdu:
İzzetim ve celalim hakkı için, bütün melekler boyunlarını İsmaile fidye olarak koysalardı yine de onun babacığım, sana ne emredildiyse yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın sözüne mükafat olamazdı.
Cebrail Aleyhisselâm dünya semasına geldiğinde Hazreti İbrahimi, oğlunu kesmek için aceleyle bıçağı boynuna çekerken gördü.
Allâhü Ekber, diye tekbir aldı. İbrahim Aleyhisselâm da başını dağa doğru kaldırdığı zaman Minaya yakın olan dağdan boynuzlu, alaca bir koçun aşağı doğru yavaş yavaş indiğini gördü. Bunun Allahtan bir müjde olduğunu anladı ve Lâ İlâhe illallâhü vallâhü ekber, dedi. Hamd ve şükür makamında bulunan İsmail Aleyhisselâm da:
Allâhü Ekber ve lillâhil hamd, diye hamd etti. Cebrail Aleyhisselâm Hazreti İbrahime:
Şu kurbanlık, oğlun için bir fidyedir, onu değil, bunu kes, dedi. İbrahim Aleyhisselâm koçu alıp getirmesi için oğlunu gönderdi. Koç kaçtı. Hazreti İsmail takip etti, birinci cemre denilen yere kadar çıktı. İsmail Aleyhisselâm yedi adet taş attı ve oradan çevirdi. Koç ikinci cemre ye geldi. Orada da yedi taş attı ve çıkardı. Hazreti İbrahim koçu tuttu ve kesti.
Koçun kaçmasının faydası, kurban kesim yerinin izhar edilmesi idi. Bu da Mina mevki idi. Taşların atılması sünnet, teşrik tekbiri vacip olarak kaldı...
Allah Herkezin Çoçuklarına eşlerine aile yakınlarına sağlık sıhhat versin...
zira kurban benim için sağlığın,iyiliğin,fedakarlıgın sembolüdür, unuttugumuz insanların bayramıdır,
tüm r10'daki arkadaşların Kurban Bayramını kutluyorum, Bayramınız Mübarek ve kutlu olsun...