Amerika'da yaşayan insanlar da, develerle İstanbul'da nasıl gezdiğimizi soruyor bana. Babanın gerçekten 4 tane karısımı varmı, hırsızlık yapanların kafasınımı kesiyorsunuz diye soran bile oldu
Ben bunu normal karşılıyorum, çünkü bir kültürü içine girmeden tanıyamayız. Kitaplarda, filmlerde gösterilen şeylerin hepsi hikaye, aldatmaca ve politik unsurlar taşıyor.
Örneğin İran'lı bir kiracımız var bizim okumaya gelmiş ve çok yakın bir arkadaşım oldu şuan. Tanıdıkça İran'ın aslında hayalimizdeki gibi bir yer olmadığını gördüm. Gitme fırsatım olmadı ama gitmiş kadar dinledim, izledim.
Adamlarda eğlence hat safhada, başkentleri New York'tan bile daha lüx bir şehir. Böyle şaşırıp kaldım, Tahran'a. Kızlar mini etekle filan geziyor, hatta İslam ile alakaları bile yokmuş. Uçuru şeyler gırla

İstanbul ve İzmir'den bile daha modern olduğunu söylüyor Tahran'ın. O zorunlu karaçarşaf, kadın taşlamalar öldürmeler filan hikayeymiş. Sadece Ordu'nun kuvvetli olduğu bazı şehirlerde denetim varmış.
Mesela benim hayalimde o gazetelerde, televizyonlarda çıkan böyle çöl, kum üstünde 200 tane İran askeri yürüyor, arkada füze başlıkları, askerler hep sokakta tüfekle geziyor, halk açlık baskı içerisinde... Meğer hikayeymiş hepsi.
O yüzden yabancıların hakkımızda saçma şeyler düşünmesi normal, çünkü bizde onlar hakkında saçma şeyler düşünüyoruz.
Amerika mesala özgürlükler ülkesi değil mi ? Değil işte, orada trafik polisi seni kenara çektiğinde, kapını açıp aşağı indiğinde anda seni öldürürler. En ufak kural ihlalinde görürsün özgürlüğü, demokrasiyi