İroniler ile pek samimi değilsiniz sanırım. Kişi yazmak istedikten sonra futbol anahtar kelimesi sınırlandırmasına sadakatini bozmadan oturup güzel bir aşk motifini, bir dini içeriği, seri katilleri, felsefecileri ve aklınıza daha ne geliyorsa işleyebilir makalesinde.

Yazarlık muhasebecilik gibidir. Önce vergileri ve hesaplamalarını öğrenirsiniz, sonra da müşterilerinize o vergiyi ödetmemenin yollarını. Siz gene rakamlarla ve hesaplarla uğraşırsınız, ama işin neticesine baktığımızda müşterinizin yüzünde kocaman bir gülümseme vardır. Bir diğer pencereden baktığınızda ise kaçırılan bu vergilerle vatana ihanet etmektesinizdir. İşte yazmak için yazarlık değil de, maddi beklentiler doğrultusunda yazarlık da böyledir. Bir yandan sizin ve müşterinizin simbiyotik ilişkisi sağlıklı şekilde yürüse de, siz ilham perileriyle dolup taşan yetenek dünyanıza ihanet etmenin vicdanını koyarsınız terazinin bir yanına. Peki ya yazmak için yazmak diyorken, yazar kişinin kendi hazzını kalemi ile tatmin edişi olmadan özgür bir yazar olamayacağını savunuyorken, bizi o "pis adam" yapan bakış açısını ne kadar kâle almalıyız bu herkesin kullandığından farklı cümleler bulup bir araya getirebilme bulmacasını çözerken?

Ayrıca kurallara bağlı kalmayıp, kuralları kendinizin koyduğunu belirtmişsiniz. Peki sormak istiyorum size edebiyatın da kendi kuralları yok mudur