İlginçmiş hocam valla.

İki tanede ben anlatayım.

İlk köyde ki evimizde yaşadım.
Köy evlerini bilirsiniz yer yatağı yapılır, genelde kuzenler çoluk çocuk bi odaya sıkıştırılır Uyuyordum gece vakti uyandım -ki hiç huyum değil. Baktım annem mum yakmış, mum ışığında el-işi dokumakta. Su istedim, bi seslendim çıt yok, iki seslendim çıt yok üçüncüsünde yüzüme baktı tövbe bismillah bildiğiniz yüz çehre ama göz burun ağız hiç bir şey yok dümdüz deri. Diğer ev halkını uyandırmak için çığlık atıyorum; uyandığımda rahmetlik dedem, babannem başımda Kuran okuyorlardı. O korkuyla tatil boyunca yanlarında yatmıştım Dedemin demesine göre karabasan gelmişti.


Bi diğer anım ise trajikomik mi desem ilahi işaret mi desem ya da tesadüf mü anlamadım gitti.
Safranboluda sınıf arkadaşımın köyüne gittik başka bir sınıf arkadaşımla. 2 hafta kalıp İstanbula döneceğiz.
Bi akşam aldık jiplerini harman gibi bi yere çıktık, ve muhabbet ediyoruz -gizli gizli sigara olayları bilirsiniz
o ara konu cinlerden açıldı, bu yanımda ki arkadaş cin dedikçe kızardık ismini söyleme 3 harfli de şunlara felan diye. Oda bizle dalga geçerdi. 10 dk sonra dedi ben bi küçük su dökeyim. Bizde bekle dedik gece gece yeşillik yere destursuz olmaz eve gidelim. Yine dalga geçti gitti işini gördü geldi, telefon geldi eve geçiyoruz yemeğe. Evin kapısından içeri bi adım attı arkadaş birden devrildi. Başladı sızlanmaya. Meğersem ayak tarağını kırmış.
İlk tabi bu olayı düşündük acaba ona bir işaret mi diye. Ürperdim, bir gün sonra döndük İstanbula.