üniversitede istatistik dersindeyiz. hocamız sulu olmamak üzere çok espirili bir tipti.
yanımda oturan sıra arkadaşım (adı hüseyin'di), cep telefonunu titreşime almış sıranın altına koymuş. neyse hocamız derse girdi. sıraların arasında dolanıp öğrencilerle "nasılsınız, iyi misiniz?" muhabbeti yapıyor. derken bizim sıranın yanına geldi ve o anda arkadaşın telefonu çaldı. telefonun titreşimi epey kuvvetli olacakki, yüksek tonda bir ses çıkardı. tabi hoca bu güzel "pas"ı "gol"e çevirmede geç kalmadı;

- ne o, v.i.b.r.a.t.ö.r mü aldın?

tabi akabinde sınıfta bir kahkaha patlaması ve hocanın muhatap olduğu arkadaşın morarması doğal olarak bekleniyordu ki öyle de oldu. çocukcağız

- hocam, ayıp oluyor ama...

şeklinde karşılık verince hocamız (hocanın yüzündeki o anki tebessümü hala unutmuyorum)

- yok, canım. kötü anlamda söylemedim ben onu. "v.i.b.r.a.t.ö.r", ingilizce "v.i.b.r.a.t.i.o.n - titreşimli alet"ten gelir.

diye pişkin pişkin açıklamada bulunmayı ihmal etmemişti.
------------------------------------------------------------------
(bu anlatacağım ikinci anı aslında bana ait değil)

yine yukarıda anlattığım istatistik hocası iktisat sınıfının dersine giriyor. tam yoklama almak üzere sınıfa dönüyorki, gözüne batan ve bu anıya malzeme olan kemal adlı arkadaşa,

- kemal bugün geyşa gibi olmuşsun.

diyor. bu olayı, olayın yaşandığı günün gecesi, benimle aynı öğrenci yurdunda kalan iktisatçı arkadaşlar anlatmış ve epey bir zaman aramızda espiri malzemesi olmasına neden olmuşlardı.
------------------------------------------------

bizi nasıl hocalar yetiştirdi, görün ibret alın diye yazıyorum bunları. Allah'tan ben bu hocalara rağmen bozulmadım.