Azerbaycan Milli Lideri: Ebulfez Elçibey
Sevgim - Millete!
Vurgunluğum - Azadlığa ve adalete!
Borcum - Dostlarıma ve meslektaşlarıma !
İtaatim – Hocalarıma !
...Nefretim - Yalancılara ve iki yüzlülere !


Ebulfez Elçibey, Başbuğ Mustafa Kemal’in Hakk’a yürüdüğü yıl dünyaya geldi ve tüm hayatı millet yolunda mücadele ederek geçti. Elçibey ufak yaşlarda bağımsızlığını yitirmiş, esarete teslim olmuş bir milletin çocuğu olarak büyüdü. Yaşamının gençlik döneminde Rus Bolşevizm’i Azerbaycan üzerinde etkisini her geçen gün daha da arttırmaktaydı.

Elçibey, geçmişi şanlı ve şerefli bir milletin evladı olduğunun bilincinde ve bu mukaddes tarihin kendisine yüklediği sorumluluğun farkındaydı. Milletinin tarihini iyi bellemiş; hassasiyetlerini, dostunu-düşmanını, töresini ve mefkuresini iyi bilmekteydi. Ebulfez Elçibey bu millete mensup olmanın vecibelerini yerine getirerek, sırtına yüklenen bu kutlu davayı taşıyabileceğini göstermiştir. Millet yolunda çalışan ve millet menfaatlerini üstün gören bir Türk evladıydı. Küçük yaşlardan itibaren orucunu tutar ve annesiyle birlikte namazını kılardı. Okula başladığı yıllarda da gizli olarak orucunu tutmaya devam etti. İslam ahlak ve faziletini daha küçük yaşlarda benimsemiş olan Elçibey, Bolşevizm sempatizanı hocaları tarafından birçok defa uyarılmasına rağmen manevi yaşamından hiçbir zaman taviz vermemiştir. Üniversiteye başladığı yıllarda tarihi, ekonomi, siyasi vb ülkesini ilgilendiren birçok konuya ilgi duymaya başlayan Ebulfez Elçibey, aynı ülkü paylaştığı birkaç arkadaşıyla fikir mütalaaları da yapmıştır. Genç yaşlarda ülkesinin ve milletinin içinde bulunduğu durumu iyi sezmiş ve çok önemli bir tespitte bulunmuştu: Halkımız köle, vatanımız sömürgedir. Azerbaycan’ın Rus baskısı ve zulmü altında olduğuna gören Elçibe,y Türk olmanın kendisine yüklemiş olduğu bağımsızlık ülküsünü her zaman canlı tutmuş ve bu nedenle Azerbaycan’ın bir gün muhakkak istiklaline kavuşmuş demokratik bir cumhuriyet olacağı inancını taşımaktaydı.

Kendisini “Ben Atatürk’ün askeriyim’’ diye nitelendirmiş ve 1918-1920 yıllarında kurulmuş olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kurucusu Mehmed Emin Resulzade’den etkilenmiştir.

Elçibey ve arkadaşları ülkedeki baskıya rağmen ülkelerinin kurtuluşu için bir meramname (program) hazırlamışlar ve inançlarını ortaya koymuşlardı. Devam eden süreçte Elçibey 2 yıl Mısır’da bulunmuştur. Mısır’da yaşadığı süreçte önemli siyasi ilişkiler kurmuş fakat halkının nezdinde güveninin sarsılmasını istemediğinden dolayı bunların birçoğuyla görüşmemiştir. Gerek ülkesinde gerek başka topraklarda da sahip olduğu milli hezeyan ve şuuru her defasında daha güçlü bir iradeyle ortaya koyan Elçibey, milletinin çıkarları için yanlış gördüğü hiç bir şeyi söylemekten imtina etmemiş; bu şahsına münhasır özelliğinden dolayı çevresindeki insanlar tarafından doğruyu konuşan, tabir-i caizse delikanlı olarak tanınmıştı.

Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra üniversitede çalışmaya devam eden Elçibey arkadaşlarıyla sık sık bir araya gelmiştir. Bu toplantılarda üniversitedeki gençlerin dağlanan yüreklerine ilk kıvılcımı nasıl düşürebileceklerini ve milli şuurun nasıl uyandırılabileceğinin yollarını aramışlar ve bu minvalde teşkilatlanma çalışmalarına başlamışlardır. Durumun farkına varan Devlet Güvenlik Teşkilatı(KGB) Elçibey’in yanına birçok öğrenci ve öğretim görevlisi yerleştirdi. Elçibey üniversitedeki faaliyetlerinden dolayı 1975-76 yılları arasında tutuklu kaldı. Elçibey serbest kaldıktan sonra da davasından vazgeçmemiştir. Halkını azadlık uğruna örgütleme çabasını aralıksız sürdürmüştür. Ermeni provokasyonları ve saldırılarına karşı mücadele etmiş, mitingler düzenleyerek milli şuurun uyanmasını sağlamış ve halkından aldığı destekle Halk Cephesini kurmuştur.

20-23 Ocak tarihleri arasında Azerbaycan Rus orduları tarafından katliama uğratılmıştır. Bakü’ye giren Kızıl Ordu her yeri kan gölüne boyamış ve adeta ufak bir Hazar yaratarak Türk’e yapılan zulmün bir örneğini daha gözler önüne sermiştir. Bir Milletperver olan Elçibey bu katliamı hayatının en büyük sarsıntılarından biri olarak ifade etmiştir. Bu olayı takip eden süreçte Sovyetler dağılma sürecine girmiş ve Azerbaycan da siyasi istikrarsızlıklar ve huzursuzluklar başlamıştır. Elçibey artık milleti için bağımsızlık vaktinin geldiğini öngörmüştü ve Halk cephesi hareketi bağımsızlığını taleplerini dile getirmiştir. Halk Cephesi Hareketi lideri Ebufelz Elçibey 28 Mayıs 1990’da 70 yıl önce Kızıl ordu tarafından indirilen ay yıldızlı üç renkli bayrağı asmak Elçibey’e nasip olmuştur. Aralıksız olarak sürdürülen çabalar sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Elçibey, parlamentonun aldığı karar gereği 7 Haziran 1992'de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı seçilmiştir.

Göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı. Elçibey, hukuki olarak bağısızlığını kazanan Azerbaycan’ın topyekûn bağımsızlığını kazanabilesi için iktisadi, kültürel ve siyasi bağımsızlığında kazanılması gerektiğine inanmaktaydı. Bu nedenle hız kesmeden çalışmalarına başladı Rus ordularını Azerbaycan Cumhuriyeti'nden çıkardı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu. Ermeni saldırı ve işgallerine Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu.

Cumhurbaşkanı Elçibey’in özel emriyle, iktisadi reformlara hemen başlandı. Önce, üretimdeki düşüşü durdurmak ve kamu kurumlarını dağılmaktan kurtarmak için acil tedbirler alındı.
Ancak 4 Haziran 1993'de maruz kaldığı darbe sonuncu şahsi çıkarların göz ardı ederek, kardeşkanı dökülmesin diye Millet menfaatlerini her şeyden üstün kabul etti ve Bakü'den ayrılmak zorunda kaldı.
Elçibey bir Türk sevdalısı, Türkiye sevdalısı, Azerbaycan sevdalısı ve Turan sevdalısıydı. O sadece bir fikir ve siyaset adamı değil, büyük bir devlet adamıydı. Azerbaycan Bağımsızlık Hareketi lideri ve Azerbaycan Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey Türkiye ve Azerbaycan arsında bir köprüydü. Türk bağımsızlığı için azimli ve kararlılıkla mücadelesini yılmadan sürdürmüştür. Örnek aldığı şahsiyetlerin izinden yürüyerek, tıpkı onlar gibi bütün ömrünü millet uğruna adadı.

Türkçülük ülküsüne olan inancını, yaşamının son anına kadar canlı tuttu. Bilge kağanın da söylediği gibi; Zamanı tanrı yaşar,insan oğlu ölmek için var… Türk’ün tarihinde önemli bir yeri olan Ebulfez Elçibey 22 Ağustos 2000 de sevdalısı olduğu Türkiye’de uçmağa vardı.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun.