Yalan'dan kim ölmüş ?

Babam'a söylediğim yalanlar geldi aklıma. Okul çıkışı ilk eve uğramamız gerekiyor. Eve gittiğimizde de dışarı çıkmamız kesinlikle yasak. Çıktığımız an odadaki sopanın vücudumuzda açacağı kızarıklıklara tahammül etmemiz gerekiyor ki bu kızarıklıklar üç-dört gün önceden kaybolmaz. Babam serttir. disiplinlidir. sözünün dinlenmemesi demek hükümetin iş yapmamasına bedeldir. hükümete nasıl küfrederse bizede o derecede küfreder. Sene 1988. Okul çıkışından sonra arkadaşlar parti düzenleyeceklerini söylediler ve abimle benide çağırdılar. Biz evden çıkamacağımızı söylesek dillerinden düşürmeden hergün dalga geçecekler. "Geliyoruz" deyip servise bindik. Eve gelir gelmez okul kıyafetlerini çıkarıp günlük elbiselerimizi giydik. Babam'ın yanına gidip " Trafik Kolu" 'nun toplantısı olduğunu ve oraya gitmemiz gerektiğinden bahsettik. O'da okulla alakalı olduğu için bize izin verdi. Biz 3 servisine binerek partinin olduğu yere gittik. Parti çoktan başlamış biz anca yarısına yetişmiştik. Arkadaşlar kendince eğlenip dans ediyorlardı. Bir kaç arkadaş nereden bulduysalar "bira" bulup gizlice içiyorlardı. Partinin yapıldığı evin sahibi bunu duysa hepimizi sıra dayağınan geçirirdi kesin. Gizlice içtiklerini görünce iyi birşeydir diyerek bende istemiştim. Hemen uzattılar bir şişe Efes. Yavaş yavaş yudumlayarak içtim. Tadı güzeldi. Hatta enfesti. Soğuktu ve ferahlatıyordu. İçtikçe içesi geliyordu insanın. Bir şişeyi bitirince başka varmı diye sordum. Bir şişe yeter deyip vermediler. Dururmuyum ; hemen bakkala koşup bir şişe daha Efes aldım. Onuda yarısına kadar içtim ki , başım dönmeye , gözümün önünü görmemeye başladım. Abim olan bitenden habersiz yanıma geldiğinde bira içtiğimi anlamış olacakki tokatı patlatıverdi bana. O evde yaramazlık yapmadan durmayan abim bana vurmuştu. Evde her ne halt yense ilk bakılacak kişi belliydi. Evde kıyamet kopar "Eceviit" sesi yankılanırdı mahallede. Abimse yaptığı hınzırlığın farkında , eve gelip dayağını yer , odaya çekilip bir güzel gülerdi. Arada babama küfretmeden yapamazdı. Öyle zamanlarda dayanamadığımdan Babamın yanına gidip onu şikayet ederdim. Abim yine sopa yer ben bir dahaki yaramazlığımda dayak yemeyeceğimin sözünü alırdım Babamdan. Ama her seferinde ben yine dayak yer ve yine ispiyonculuktan vazgeçemezdim. Tokatı yedikten sonra ; bir tanede ben attım tokat abimin suratına. Yanımızdakiler bizi ayırırken ben kimseyi takmıyor habire küfrediyordum. En son arkadaşlardan birinin bana vurduğunu gördüm.Sonrasını hatırlamıyorum. Gözümü açtığımda evdeydim. Odadaki yatağıma uzanmış , başımda da annem vardı. Yazık kadın beni sarhoşluktan kurtaracağına inanmış olmalı ki habire dualar ediyordu. Ben " ne oldu Anne " demeye kalmadı Babam girmişti içeriye. Yüzündeki korkunç ve kızgın ifadeye bakıldığında "kesin dayak yiyeceksin benden itoğluit " diyeceği anlaşılıyordu. Nitekim öyle de oldu. " Okul toplantısı var diye benden izin isteyin , gidin partimidir nedir oralarda eğlenin , sonrada bira için. itoğluitler. Elalemin çocukları adam olur siz gitbegit eşşek oluyorsunuz" sözlerinden sonra elini kaldırıp suratıma tokatı yapıştırması bir oldu. Annemin her zamanki gibi " vurma çocuğa , bırak " demesi bile babamı durdurmadı. Bir yalan nelere malolmuştu. Abim içmediği için teşekkürü hakketse de , yalan attığı için bir iki tokat yemişti. Yalanın bize bu kadar zarara uğratacağını nerden bilebilirdik ki ? Yalan söyledik diye ölmedik bu doğru , ama tokat ve yenilen küfür ölmekten beterdi...