Kibarca, yanlış düşündüğünü söylememi istemişsin. "YANLIŞ DÜŞÜNÜYORSUN, YANLIŞ BİLİYORSUN."

Konuyu din boyutuna getirmişsin. Yazdıklarının arasına "Türk düşmanlığı" kılıfını sokarak Şah İsmail savaşını sokmuşsun, ama sonraki mesajlarından anlaşılıyor ki asıl tepkin dini sebepler yüzünden.

Osmanlı'yı zerre araştırmış biri bu yazdıklarını yazamaz bence..

İki lafından birinde Yavuz ve Yıldırım'ı dinden çıkmakla, kafir olmakla suçluyorsun. Ne sen, ne ben, dinden çıkmakla itham ettiğin padişahların zerresi kadar mümin değilizdir bunu bilir söylerim.

Alıntı
Bre Doğan!

Haçlı seferleri sırasında, Yıldırım Bayezıd düşmanın Niğbolu kalesinin giriş ve çıkışını sıkıca tuttuğunu öğrenince gayet huzursuz oldu. Gece vakti atına atlayarak Haçlı devriyeleri arasından geçip kale surlarının altına geldi. Kale komutanına seslenerek: "Bre Doğan! Bre Doğan!" diye haykırdı.

Tetikte duran kale kumandanı Doğan bey bu sesi duydu. Ama bir anlam veremedi. Bu ses hünkarın sesine benziyordu. Ancak yüz binden fazla Haçlı ordusuyla kuşatılmış bir kalenin yanına nasıl gelinebilirdi? Hayal olduğudı. Fakat aynı ses, daha hakim bir şekilde tekrarlanınca ne yapacağını şaşırdı. Aşağıya baktı. Karanlıkta, hünkarın atın üstünde nasıl dikildiğini gördü. Göğsünde hıçkırıklar düğümlendi.

Padişahın, durumu sorması üzerine: "Kalemizin kapı ve surları sağlam ve muhafızlar gece gündür uyanıktır. Zahiremiz yeterlidir." cevabını verdi.
Böyle bir padişahı nasıl eleştirebilir insan?

Osmanlı, Türkmen düşmanı demişsin.

İlk örneğin iskan politikaları.

Sevenler ailelerinden parçalanmış gibi söylemler çok acıklı gerçekten. Ama bırak iskanlar sırasında Türkmenleri ailelerinden ayırmayı, devşirme sisteminde aile rızası olmadan gayrimüslim çocukları bile ailelerinden ayırmamıştır. Sen, kanından insanlara bunu yaptığını iddaa ediyorsun.

İkinci örnek olarak Safevi devleti'yle yapılan savaşı vermişsin. Bu konuda Yavuz'u, Osmanlı'yı eleştirmek gerçekten insafsızlıktır.

Bu savaşı ırksal sebeplere bağlamak gerçekten komik. Son mesajlarına bakarsak bu savaştaki gayen "Türkmenler" değil, daha çok dini meseleler. Şah İsmail'in savaştan önceki tutumu ortada.

Yavuz'un savaşması sebebi, "100.000 Türkmen öldürelim" değildi elbette, sen de farkındasın. Açıklayalım.

Timur, Bayezıd'la savaşıp Anadolu'dan çekildikten sonra aldığı esirlerin bir kısmını, Şah İsmail'in büyük dedesinin ricası üzerine, İran'da bırakır. Burada kurduğu tarikatla (Safevi tarikatı) bu esirlerin büyük kısmının mezheplerini etkiler. Bu tarikat devlet yönetiminde tehlikeli görünür ve sürgün edilirler. Ölen tarikat lideri Safiyüddin İshak'ın oğlu ve torunu da kendi yolundan gidip Anadolu'da tarikatlarına müritler ve para toplamaya çalışır. -Safevi Devleti'nin temelleri için-. Hiçbirisi başarılı olamaz. Ta ki Şah İsmail'e kadar. Şah İsmail Yavuz döneminde de bu faaliyetlerine devam etmiş, hem Osmanlı'nın bütünlüğüne hem de İslam'a zararlı faaliyetlerde bulunmuştur. Üstelik Anadolu'dan Safevilere büyük bir göç hareketi başlamıştır. Devlet için tehlikeli bir durum olduğu ortada. Savaş sebebini idrak ettirebildiysem, söylediğin "Kürt" meselesine değineyim.

"Yüzde yüz Türk olan Safeviler katledilip, bölge Kürt çoğunluğa bırakıldı" demişsin. Kanımca Safevilerin Kürt düşmanı gibi olduğunu vurgulamışsın. Safevilere adını veren Safevi tarikatının kurucusu Safiyüddin İshak'ın birçok Kürtçe eseri mevcut. Hiç sempati, ilgi duymadıkları(?) buradan belli sanrım. Bölgedeki Kürtlerin Osmanlıları, Alevilerin Safevileri desteklediği doğrudur. Ancak bu durum, dediğine örnek olamaz. Kaldı ki, ne var yani Kürtler daha aktif olduysa o bölgede? Şiiler Osmanlı'yı her türlü zarara uğratırken, Osmanlı seferden sonra İstanbul'a döndükten sonra bile Kürtler Osmanlı adına Kuzey Suriye'ye kadar fetihlerlerde bulunmuştur.

Yani söylediğin ne bir Türkmen "katli" vardır ortada, ne de masum yere öldürülen insanlar.

İkinci örneğinle ilgili, bu yazdıklarımın bir kısmını da öğrendiğim bir kitap tavsiye edeyim, söylediklerinde ısrarcıysan oradan bak.

- "Kızılbaş Türkler| Tarihi, oluşumu ve gelişimi - Nihat Çetinkaya"

Şu da, Yavuz Selim henüz şehzadeyken Papa II. Julius'un Şah İsmail, Safevi-Osmanlı ilişkileri hakkında yaptığı değerlendirme;

"İsmail'in, İranlı tebasının, kendi ülkelerinde meydana gelen aşırı Türk yapılaşmadan rahatsız olduğunu söylüyorlar. Ancak İsmail, buna karşılık göç eden Türkmen aşiretlerinden Şiiliğe girmeye direnenleri acımasızca kırmaktan çekinmiyor."


Şu da, ülkemize casuslar gönderen kardinalin değerlendirmesi;

"Türkmenlere, göç evresinde şiiliğe geçiş telkin ediliyor. Direnenler çıkıyor elbet. O zaman, İsmail bunları gerekirse kitleler halinde ortadan kaldırmaktan çekinmiyor."


Aynı Kardinalden, göçlerin ve İsmail'in Osmanlı'ya ne gibi zararları olduğu;

"Osmanlılar o devasa tarım alanlarını işleyecek köylüleri ellerinde tutmazlarsa ekonomileri müthiş bir darboğaza düşer. Yolumuz açık seçik görülüyor sayın Galimberti(papa), İsmail, içindeki ayrılıkçı unsurlar canlı tutulacak şekilde desteklenmeli"

Yine Yavuz Selim'in, şehzadeyken yaptığı değerlendirmeler var ki, tutumunda ısrarcı olursan onları da eklerim.

Türkmenleri sevmesiyle övüp bitiremediğin Şah İsmail'in, savaştan sonra ne yaptığını biliyor musun?

Alıntı
Safevi bir casus, yakalandıktan sonra itiraf eder. Harp esnasında ele geçirilen Türk esirlerini, kanları değersidir diyerek, çok ucuz fiyatlara bazı eşkıyalara satmış İsmail. Eşkıyalar esir pazarlarında iyi fiyata satabileceklerini düşünerek aldıkları yiğitn, kanlı canlı, güçlü kuvvetli değil de, işkence ve açlıktan perişan durumdaki hallerini görünce, öfkelerinden Frenk usulü çarmıha germişler kahramanlarımızı."
Kaynak: Yavuz Selim'in yakın arkadaşı Hasan Can'ın günlüğünden, 1 Şevval 921.

Eğer tüm bunlara rağmen, İsmail haklıydı, Yavuz Selim birşey yapmamalıydı diyorsan, kusura bakma da senin Osmanlı sevginden şüphe duyarım.


Metin içinde sürekli ordan oraya değindiğin için, anladığım kadarına cevap verdim.

Sen Osmanlı'yı, vatansever Osmanlı paşalarını Rus çarının eşiyle birlikte olmaktan dolayı savaşı bırakan, üstelik bu durum hakkında düşüncelerini Putin'e soran Ertuğrul Özkök gibilerin yazılarından -2 Eylül 2004, Hürriyet- öğreniyorsun sanırım. Bu düşüncelerin normaldir.


Hayatının büyük bir bölümünü Osmanlı düşmanlığıyla geçirip, son dönemlerinde başarılı sorgulamasıyla düşünceleri değişen Kemal Tahir'den alıntılarla bitireyim yazıyı.

Siz kendinizi ne olarak görürseniz görün, bizler Osmanlı'nın torunlarıyız. Atalarımıza layık olmalıyız, geçmişimizi tasfiye etmeye çalışmak yerine..

"Bir Dünya İmparatorluğu, yüzyıllar boyu, yüzlerce nesillerin birleşik gayretleriyle, kanları, canları, malları pahasına doğmuş, kökleşmiş, gelişmiş, yaşatılmıştır. Tarihin bir döneminde, herhangi bir nesil, tek başına bir tasfiye kararı verebilir mi? 'Veririm' derse, bu kararın meşruluğu nasıl ispatlanır? Mümkün olsun olmasın isteyeceksin! Çünkü, vazgeçmeye, bağışlamaya hakkın yok! Babanın malı değil! Dünyada çok az milletin eline geçmiştir bizimki kadar büyük tarih birikimi.. Eğer her millet ilk zorlukta, yüzyıllar boyu biriktirdiği haklarını(tarihini) kaldırıp atarsa, dünyada tarih diye birşey kalmaz."*

"Değil bir dünya imparatorluğunun mirası, bir mahalle bakkalının mirası bile, bu kadar kısa zamanda tasfiye edilip karara bağlanamaz."*


* : Kemal Tahir, Yol Ayrımı adlı kitabından.

Not: Son mesajında belirttiğin gibi, kopyala/yapıştır yapmadım. Alıntı yaptığım yerlerde kaynakları da ekledim, buyur araştır.