Dindar insan…?
Neyin sevap olduğunu, ne kadar sevap olduğunu, neyin ne kadar günah olduğunu, bu kadar biriktirirsen nelere layık olduğunu, ne kadar günah olursa, öbür dünyada başına neler geleceğini hesaplayanlar… Bu tip insanlar dindar mı ?
Kesinlikle değil. Bu tip dindarlardan iyi tüccar çıkar. Çünkü, tüm düşünüşleri çıkar bilinci içinde yapılanmıştır. Dindar geçinen kişi, dini faaliyetlerini(yani ibadetini, iyilik davranışlarını) bu dünyada veya öbür dünyada elde edeceği bazı kazançlar için yapıyorsa, bu kişi nesnel beni(egosu) ile hareket ediyor diyebiliriz.
Diyelim ki ; fakire sadaka ya da zekat veren birini düşünün. ” Neden sadaka veya zekat veriyorsun?” diye sorduğumuzda, ” Vermek sevap, vermemek günah.” diye cevap vermiş olduğunu düşünelim. O zaman soru, “Neden sevap kazanmak istiyorsun, veya günahtan kaçınmak istiyorsun? a dönüşecektir. Bu soruya cevap olarak gelecek olan cümlede ” çünkü, cennete gitmek istiyorum veya cehenneme gitmek istemiyorum.” gibi olacaktır.
Samimi dindar, daha büyük bir realitenin, kapsamlı bir bütünün anlamlı bir parçası olmanın bilinci ve ” hizmet sorumluluğu içinde yaşamına yön verir.”
Yani, ‘ mış gibi dindar ‘ fakire sadaka verirken, “sevap-cennet” çıkarı içinde güdülenirken, gerçek dindar, ‘insan kardeşimin ıstırabı, aslında, benim ailemin ıstırabıdır.’ görüşündedir ve yaşamın bütününe hizmet etmeden, kendi yaşamının anlamlı olamayacağını bilir. Gerçek dindarın sadaka verişi farklıdır. ‘ Mış gibi dindar ‘ sadaka vermeden önce vereceği parayı üç defa başının üstünden geçirebilir, ‘ Başımın, gözümün sadakası olsun.’ gibi laflar mırıldanabilir veya benzeri şeyler yapabilir. Sadaka verirken, sadaka vermek kendisi için ne çıkar sağlayacak, onu düşünmüş ve bu bilinçle güdülenmiştir.
Gerçek dindar, ” Bu insana nasıl hizmet edebilirim?” diye düşünür. O nedenle samimi dindar, sokakta ‘ Allah rızası için, başınızın, gözünüzün sadakası için,’ diyerek dilenenlere para vererek yardım etmekten ziyada, onları dilenci olmaktan kurtaracak bir yardımı daha anlamlı bulur. Fakir bir ailenin okumaya çalışan, çabalayan, yetenekli çocuğuna hiç karşılık beklemeden burs vermeyi yeğler. O çocuğun gelişmesinin, kendisinin de sorumluluğu olduğunu görür. Trafikte korkmuş, donmuş kalmış, karşıya geçemeyen hiç tanımadığı yaşlı kadına sevap, günah düşünmeden el uzatır.
Çevremizde gördüklerimizin bir çoğunluğu ” görünüm için dindar ” izlenimi veriyor. ” Bana bakın şalvarım, sakalım, türbanım, ceketim, yeleğim, hatta yüz ifadem tam bir dindar görünümünde. ” diyorlar.
Samimi dindar bu tür gösterişlere itibar etmez. Hatta bu tür gösterişlere önem verdiği sürece bir insanın Yüce Allah’ı gerçekten içinde hissedemeyeceğini düşünür.
Gerçek dindar, bu evrenin sorumlu bir vatandaşıdır; o bilinç içinde duyar, algılar, düşünür ve eyleme geçer.
( Doğan Cüceloğlu’nun ” Savaşçı ” isimli kitabından alınmıştır. )