Dövme de mekruh kaş kıl tüy aldırmakta saç boyatmakta mekruh günahın derecesi mi var? Üçünün de mekruh olduğu yönünde hadis olduğuna ve günahın derecesi olmadığına göre üçüde aynı kapıya çıkıyor demektir. Sonuçta hepsi günah.
Dovme ile ilgili yalnizca rivayet ve hadisler vardir,Kuranda peygamber'de insanlari suslenmeye, guzel gorunmeye tesvik etmektedir. Yuzunun killarini cekmek, kaslarini inceltmek saclarini boyamak kina yakmak vb. kadinlarin vaz geçemeyecegi guzellesme ve suslenme bicimidir o zaman bunu yapan butun kadinlar gunahkar mi oluyor ?
Hadislere gore sakalini ve ellerini kinalayan peygamberimizde gunahkar mi oluyor ?
Dovme islamda mekruh ( hos olmayan bir sey ) kabul edilir ama Kuran'nin haram saydigi, yapanlarin ve yaptiranlarin günahkar olacagi eylemlerden degildir.Her mekruh olan seyde haram degildir.
Mekruh (Arapça: مكروه) İslam dini terimi. Ef'al-i Mükellefin'dendir. İslam'da "hoş görülmeyen, beğenilmeyen şey" manasına gelir. İslam'da dinî bakımdan yasaklanmamış olsa da yapılmaması istenen eylemlere verilen isimdir. Ayrıca mekruh sözcüğü eski dönemlerde Türkçe'de "iğrenç, tiksindirici" gibi manalara da gelmekteydi.
MEKRÛH
İslâm'ın, yükümlü müminlerin bazı fiillerine verdiği vasıf. Kerahet kökünden ism-i mef'ul. Kerahet; istememek, hoşlanmamak ve çirkin görmek demektir. Mekrûh ise; istenmeyen, hoşa gitmeyen, çirkin iş anlamındadır. Bir fıkıh terimi olarak mekrûh; Allah ve Resulunun, yapılmamasını, bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiildir.
Yükümlünün fiilleri şu hükümlerden birisine girer: Farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, haram, mekruh ve müfsit (bk. "Ef'âl-i Mükellefin" mad.). Hanefîler dışındaki çoğunluk fakihlere göre, bu fiiller; vâcip, mendup, haram, mekruh ve mübah olmak üzere beş tanedir.
Haram ve mekruh arasında bazı yakınlıklar vardır. Her ikisi de yasaklanan ya da hoş karşılanmayan veya çirkin olan fiilleri ifade eder. Ancak haram, Allah ve Resulunun kesin ve bağlayıcı şekilde yapılmamasını istediği fiilleri kapsar. Buna şu nasslar örnek verilebilir: "Size analarınız, kızlarınız... (ile evlenmek) haram kılındı" (en-Nisâ, 4/23). "Müslüman bir kişinin malını onun gönül rızası olmaksızın (almak) helâl olmaz" (Ahmed b. Hanbel, V, 72); "Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin" (el-En'âm, 6/151).
Mekruhtaki yasaklık ise haramdaki kadar kesin ve bağlayıcı değildir. Bir fiilin kerahet derecesinde yasak oluşu ayet ve hadislerde kullanılan bazı ifadelerden ve kastedilen kavramlardan anlaşılır. Kerahet lâfzının veya kesin haramlık bildirmediğine dair bir karine bulunan nehiy sıygasının kullanılması, ya da nassla fiili yapmamayı özendirici ifadelerin yer alması, mekruhu haramdan ayıran belli başlı özelliklerdir.
Şu hadis-i şerifte haram ve mekruh fiilleri birlikte görmek mümkündür:
"Şüphesiz Allahü Teâlâ, analara saygısızlık göstermeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi, verilmesi gereken hakkı önlemeyi ve hak edilmeyen şeyi istemeyi haram kılmıştır. Yine Allah, dedikoduyu, çok soru sormayı ve malları heder etmeyi sizin için mekruh görmüştür" (Buhârî, Rikâk, 22, Zekât, 53; Müslim, Akdiye, 10, 13, 14; Malik, Muvatta', Kelâm, 20; Dârimî, Rikâk, 38).
Mekruh anlamı taşıyan nehiy sıygasına şu ayet örnek verilebilir: "Ey iman edenler, Cum'a günü namaza çağrıldığı zaman, hemen Allahı anmaya koşun ve alış-verişi bırakın"(el-Cum'a, 62/9). Bu ayetteki, "alışverişi bırakınız" sözü, "alış-veriş yapmayınız" anlamında, haramlık bildirecek bir nehiy uslûbudur. Ancak buradaki yasaklama, bizzat alım-satıma yönelik olmayıp, alım-satım fiilinin dışındaki bir durumdan kaynaklanmış olmaktadır. Bu da, cuma namazı sırasında yapılacak alış-verişin namaza gitmeyi engellemesidir. Bu yüzden cuma namazı ile yükümlü bulunmayan kadın, çocuk veya gayri müslimlerin bu saatte alış-veriş yapmaları caiz görülmüştür.
Yasağın dış bir sebebe dayanması yüzünden Hanefîler böyle bir alışverişe "tahrimen mekruh" derler ve akdi geçerli sayarlar. Çoğunluk fakihlere göre ise, bu alış-verişin hükmü haramdır (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-Müctehid, Kahire 1952, II, 167-168; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletuh, Şam 1985, II, 263-264, IV, 240).
Bazen fiilin yapılmamasını özendirici bir ifade kullanılmış olabilir. Meselâ; Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Mehrin en iyisi en kolay olanıdır" (Ebû Dâvud, Nikâh). Bu hadiste mehirde aşırı gidilmemesi teşvik edilmektedir.
Hanefîlerde, haram ve mekruh kavramları, diğer mezheplere göre ban farklılıklar gösterir. Hanefîlere göre, haram; Kur'ân, mütevâtir veya meşhur sünnet gibi kesin bir delil ile kesin ve bağlayıcı tarzda, yapılmaması istenen fiildir. Zina, ribâ, şarap içmek, kan ve murdar ölmüş hayvan eti yemek gibi... Haramın hükmü ise; fiili işleyenin cezaya çarptırılması, o fiilin haramlığını inkâr edenin kâfir ve mürted sayılmasıdır.
Mekruh tahrîmen ve tenzîhen olmak üzere ikiye ayrılır.
a) Tahrimen mekruh:
Allah ve Resulunun bir fiilin yapılmamasını, kesin ve bağlayıcı tarzda istemiş olmakla birlikte, bu istek haberi vahit gibi zannî bir delil ile sabit olmuşsa, buna "tahrîmen (harama yakın) mekruh" denir. Şu hadisi buna örnek gösterebiliriz: "Kişi, kardeşi izin vermedikçe, kardeşinin alış-verişi üzerine alış-verişe girişmesin ve dünürlük üzerine dünürlük yapmasın." (bk. Buhârî, Nikâh, 45; Müslim, Büyü', 8, Nikâh, 38, 49, 52, 54, 56). Hadiste, satış üstüne satış ve dünürlük üstüne dünürlük yapmaktan sakınılması kesin ve bağlayıcı bir tarzda istenmektedir. Bunun hükmü, haram olması gerekirken, hadisin haber-i vahit olması nedeniyle "Tahrimen mekruh" sayılmıştır.
Tahrîmen mekruhu işlemek cezayı gerektirir. Ancak inkâr eden dinden çıkmaz.
b) Tenzîhen mekruh:
Allah ve Resulunun koyduğu yasağın, kesin ve bağlayıcı nitelikte olmaması halinde, fiil "tahrimen (helâla yakın) mekruh" adını alır. Camiye gidecek kimsenin soğan ve sarmısak vb. kokusu çevreyi rahatsız edecek şeyleri çiğ olarak yemesi gibi. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Soğan ve sarmısak yiyen kimse, mescidimize gelmesin, evinde otursun." (Buhârî, Ezan, 160; Ebû Dâvud, Et'ime, 41). İkindi namazından sonra, güneş batmadan az önceye kadar nafile namaz kılmanın hükmü de tenzîhen mekruhtur.
Tenzîhen mekruhu işlemek cezayı ve kınanmayı gerektirmez. Ancak her iki çeşit mekruhu terkeden kimse övülür. Hanefîler dışındaki mezhep imamları, Hanefîlerin Tahrîmen mekruh saydıkları fiilleri de haram kapsamına alırlar. Onlar, haram anlamında yasak edilmediğine dair işaret bulunan fiiller için yalnız "mekruh" terimini kullanmakla yetinirler. Meselâ; "Ey iman edenler, size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın..." (el-Mâide, 5/101) ayeti ile Allah, sizin için dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı boşa harcamayı hoş görmedi" (Buhârî, İstikrâz. 19) hadisi buna örnek gösterilebilir (bk. M. Ebû Zehrâ, Usûlü'l-Fıkh, y.y., 1377/1958, s. 45, 46; Zekiyüddin Şa'ban, Usûlü'l-Fıkh, Terc. İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 217 vd.; "Haram", "Kerahet" maddeleri).
Haram Nedir?
Sözlükte, yasaklama, mahrum etme anlamlarına gelir
Haram, dince yapılması yasak olan şeydir Herhangi bir şeyi yemek, bir fiili yapmak, bir davranışta bulunmak, bir sözü konuşmak dince yasaklanmış olabilir Yükümlünün böyle şeylerden mahrum edilmesi, yani bunların ona yasak edilmesi ‘haram’ kelimesiyle ifade edilmektir
Dinimiz, inanan insanlara bir takım şeyleri yapmayı emreder, bir takım şeyleri de yapmayı da yasaklar Bunlara emirler ve nehiyler (yasaklar) denir Yapılmaması istenen şeyler haram veya mekruhtur Yapılması istenen şeyler de farz veya vaciptir
Kavram olarak haram; şari’nin (şeriat koyucunun) bir şeyin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı bir tarzda istemesidir (Bakınız: Hüküm)
İnsan dünyaya denenmek için gönderilmiştir, Kişi kendi isteği ile iyi veya kötü olabilir İtaat edebilir veya isyan edebilir İnanıp şükreden bir kul olabilir, kafir olup nankörlükte bulunabilir
Rabbimiz insana iyiyi de kötüyü de Peygamberi ve Kitabı aracılığıyla bildirmiştir Kur’an, doğruyu ve yanlışı göstermiştir İnanan kimse, iman sözü ile Kur’an’ın emir ve yasaklarını yerine getirmekten sorumludur İman etmenin mantığı ve gereği, inanılan dinin dediklerini yapmaktır:
Rabbimiz kullarına bazı şeyleri yapmalarını, bazı şeyleri yapmamalarını söylüyor Bu bir taraftan Allah’a bağlılığı, O’nu sevmeyi, O’na itaatı gösterdiği gibi, bir taraftan da yararlı şeyleri kazanmayı, zararlı şeylerden kurtulmayı da beraberinde getirir Allah, insana faydalıyı emretmiş, zararlı olan şeyleri de yasaklamıştır İslâmın bütün emirlerinden insan için fayda, bütün yasaklarında da insan için zararlar vardır
Kişi emirlere uyduğu, yasaklardan kaçındığı müddetçe imanın gereklerini yerine getirmiş, Allah’a hakkıyla itaat etmiş, Allah’ın Rabliğini doğrulamış, kendini kötülüklerden arıtmış ve şeytanın yolundan ayrı olduğunu göstermiş olur
Haramlar, insanları çirkinliklerden ve onları aşağılık şeylerden korumak için konulmuştur Haramlara uyma şuuru kişiyi koruyan, kişinin nefsini temizleyen, kişiyi olgunlaştıran en güzel sebeptir
b-Haramın Çeşitleri:
Haramlar; ya ‘liaynihi haram’, ya da ‘ligayrihi haram’ şeklinde olurlar
‘Liaynihi haram’; kendisinde bulunan bir zarar ve kötülük sebebiyle yasaklanmış şeydir Ölü hayvanın etini yemek, zina etmek, içki içmek, hırsızlık yapmak, yalan söylemek gibi
‘Ligayrihi haram’; kendisi esasen haram olmadığı halde başka bir sebep dolaysiyle yasaklanan şeylerdir
Başkasının malını haksız yere yemek, cuma namazı saatinde çalışmak gibi Ekmek yemek haram değildir, ama başkasının ekmeğini çalarak yemek helal olmaz Çalışmak haram olmadığı halde Cuma saatinde erkek müslümanların çalışması haram sayılmıştır Çünkü o saat Cuma namazına aittir
Bazı haramlar kesindir ( kat’i haram) Kur’an ve hadislerde açık bir sözle haram olduğu belirtilmiştir Bunu herkes anlar Böyle bir haramı inkâr etmek kişiyi din çizgisinin dışına çıkarır,
Bazı haramlar ise kesin değildir (zanni haram) Bazı din alimler (müctehidler) ellerindeki kaynaklara (delillere) göre bir şeye haram demiş olabilirler Ama başkaları aynı kaynağı zayıf gördüğü için ona helâl diyebilir Bu gibi haram kararlarında müctehid din alimlerinin görüşlerine baş vurmakta yarar var Ancak onların ictihadlarını Kur’an ve hadislerde açık bir şekilde belli olan haram hükümleri gibi saymamak gerekir Örneğin, bazılarına göre bütün deniz hayvanlarının etleri yenir, bazılarına göre ise balığın dışındakiler yenmez Böyle bir durumda ictihadın birine doğru, diğerine Din’e aykırı denilemez Müslümanlar, hangi müctehidin delilini daha kuvvetli bulurlarsa onun ictihadıyla amel edebilirler,,
Müslüman haramlar konusunda titiz olan insandır O haram olan bir davranışı yapmaz, haram bir şeyi yemez ve içmez, haram olan bir sözü konuşmaz Farzlara dikkat eder Bilir ki farzları terk etmek te haramdır
Haramlar, Allah’ın müslümanlar için çizdiği sınırlardır Mü’min insan bu sınırları dikkatlice korur (9 Tevbe/112) Allah (cc), insanlar için koyduğu sınırları (hududu) aşanları sevmemekte, onları Cehennem azabı ile tehdit etmekte, sık sık ‘Allah’ın sınırlarına tecavüz etmeyin’ diye uyarmaktadır,, (4 Nisa/14 2 Bekara/229 4 Mücadile/4, vd)
Bu konuda Abdülkadir Ceylaní şöyle diyor:
“…Eğer sen Allah’ın koyduğu sınırlardan herhangi birine tecavüz edersen, bil ki şeytana uydun demektir Derhal tevbe et İslâmın temel esaslarına dön ve bu esaslara sıkı sıkıya tutun Kişisel heveslerini terket Bil ki İslâmın yasakladığı her şey batıldır, yanlıştır” (nak en-Nedví, İslâmda Fikir ve Davet Önderleri, s 268)
c-Haram Konusundaki Prensipler:
Haram hükmü konusunda şu prensipleri gözden uzak tutmamak gerekir:
1-Eşyada asıl olan mübahlıktır, yani helâl olmasıdır (7 A’raf/32-33) Bir yiyecek, içecek veya davranış, fikir ve söz hakkında açık bir haram hükmü yoksa o esasen mübahtır Ancak yiyecek ve içecekler, hakkında açık haram hükmü olan şeylere benziyorlarsa, o zaman onlar da haram olurlar Davranışlar, sözler ve fikirler; Kur’an’ın açık âyetlerine ve Peygamberimizin açık şünnetine aykırı olurlarsa haram hükmü gündeme gelir
2-İslâm, müslümanlara kendileri için zararlı olan şeyleri yasaklamış, faydalı olanları da emretmiştir Bunun yanında temiz ve faydalı olan yiyecek ve içecekleri helâl kılmıştır
“Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı” (5 Maide/5, ayrıca bak 7 A’raf/157)
3-Helâl ve haram hükümlerinin kaynağı Allah (cc) ve O’nun adına elçilik yapan Hz Muhammed (sav)’tir
Bir şey haram olduğu için onu yememe, içmeme veya bir hareketi yapmama; yani haram hükmü verilen bir yasağa uyma, bu hükmü veren makamı yüce tanıma ve onun önünde bir ibadettir İnsanlar Allah’a kulluk yapmaktan sorumlu olduklarına göre helâl ve haram ölçülerini de yalnızca O’ndan almalıdırlar İnsanlar kendi kafalarınadan ve işlerine geldiği gibi helâl ve haram ölçüleri koyamazlar Bunu yapanlar Allah (cc) katında bir vebâl kazanırlar
“Dillerinizin yalan yere nitelemesinden ötürü, ‘Şu helâldir, bu haramdır’ demeyin Sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz Allaha karşı yalan uyduranlar ise iflâh olmazlar” (16 Nahl/116)
İnsanların hevalarından çıkan helâl ve haram ölçülerine uyulduğu zaman yeryüzünde hep fesat olur “Eğer hakk, onların arzularına (heva ve heveslerine) uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunanlar bozulur giderdi…” (23 Mü’münûn/71)
Peygamberimiz (sav) de bazı konularda Allah’ın kendisine bildirdiği haramları ümmetine açıklamıştır O şöyle buyurmaktadır:
“Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size: ‘Bu Kur’an’a uymanız gerekir Onda helâl bulduklarınız helâl, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur)’ demesi yakındır Dikkat edin Allah elçisinin haram kıldıkları, Allah’ın haram kıldıkları gibidir” (Ebu Davud, Sünne/Hadis no: 4604, 4/200 İbni Mace, Mukaddime/2, Hadis no: 12, 1/6 Tirmizí, İlim/10, 2663, 5/37 Ahmed b Hanbel 6/8 Hakim, 1/108 nak Hücciyyetü’s Sünne, s: 89, 119)
4-Herhangi bir kimsenin veya otoritenin haram veya helâl hükümlerini İslâmın ölçülerine zıt olmasına rağmen kabul etmek, onları Rabb olarak tanımak anlamına gelir
Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
“Onlar hahamlarını ve rahiplerini ayrı rabbler edindiler Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) de Oysa kendilerine tek ilâh olan Allah’a ibadet etmeleri emredilmişti O’ndan başka ilâh yoktur O, onların ortak koştukları şeyden uzaktır” (9 Tevbe/31)
Cahiliyye döneminde cömertliği meşhur Hatem Taí’nin oğlu Adiyy bir gün boynunda altından bir haç asılı olduğu halde Peygamberimizi ziyarete geldi Kendisine Adiyy b Hatem’in geldiği haber verildi Rasûlûllah (sav) o sırada bu âyeti okuyordu Orada söylenenleri duyunca dedi ki; “Ben yahudileri ve hırıstiyanları tanırım, onlar hahamlarına ve papazlarına ibadet etmiyorlar” Peygamberimiz buyurdu ki; “Evet, onlar (onların önünde secde ederek) ibadet etmiyorlar, fakat onlar halka bir şeyi helâl veya haram kılıyorlar, halk da din adamlarının bu hükümlerini kabul edip uyuyorlar İşte onları Rabb haline getirmenin manası budur” Sonra Peygamberimiz onu İslâma davet etti, o da müslüman oldu (Muh İbni Kesir, 2/137)
İnsanlara bir şeyi haram veya helâl yapma yetkisi yalnızca onları yaratan ve onları Ahirette hesaba çekecek olan Allaha aittir Kur’an’ın ve Sünnet’in açık ölçülerini bir tarafa atıp, onların var olan hükümlerini reddederek; başka güç merkezlerinin ölçülerini kabul etmek, sonra da o ölçülere uygun davranmak, iman iddiası ile bağdaşmaz Böyleleri Allah’ın yanında başka otoriteleri de rabb haline getirmiş olurlar (Örneğin; Kur’an’da kumar açıkça haram kılındığı halde ‘piyangoyu madem ki devlet yasaklamıyor, yani oynanmasına izin veriyor; o halde böyle bir kumar helâldir’ demek devlet gücünü rabb olarak saymak anlamına gelir)
5-Haram hükmü geneldir ve herkes için geçerlidir İslâmda seçilmişler ve ruhbanlar sınıfı olmadığından A şahsı için haram veya helâl olan bir şey, B şahsı için de haram veya helâldir,,
6-İslâma göre haram da bellidir, helâl de Arada süpheli olan bazı şeyler olabilir Onlardan sakınmak ise müslümanın takvasıdır (Müslim, Müsakât/107, Hadis no: 1599, 3/1219 Ebu Davud, Büyu’/3, Hadis no: 3329-3330, 3/243 Tirmizí, Büyu’/1, Hadis no: 1205, 3/511 Nesâí, Büyu’/2, 7/213 Bu uzun hadis Buharí’de ‘Hak da bellidir, batıl da bellidir’ şeklinde geçmektedir Buharí, İman/ 1/21 Ayrıca bak Müfredat, s: 72)
7-İslâmIn haram kıldıûı bir şeyi helâl saymak büyük bir hatadır, Allah’ın hükümlerine korkusuzca karşı gelmektir Ancak helâl kıldığı şeyleri insanlara haram saymak bundan daha büyük bir hatadır Allah’ın kulları için helâl kıldığı, meşru hale getirdiği bir şeyi birileri haram kılamaz, onu insanlara yasaklayamaz Bunu yapanlar, ya da yapmaya kalkışanlar haddi aşmış kimselerdir
“De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram etti?’ De ki: ‘O, dünya hayatında mü’minlerindir, Kıyamet günü de yalnız onlarındır’ İşte biz, bilen bir topluluk için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz” ( 7 A’raf/32)
Abdullah b Abbas’ın anlattığına göre adamın Peygamberimize gelerek şöyle dedi: “Ben et yediğim zaman kadınlara ilgim artıyor ve şehvetim kabarıyor Onun için et yemeyi nefsime haram ettim” Bunun üzerine şu âyet indi:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, sınırı aşmayın Doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez Allah’ın size verdiği rızıktan temiz ve helâl olarak yeyin İnandığınız Allahtan korkup-sakının” (5 Maide/87-88) (Tirmizí, Tefsir/6, Hadis no: 3054, 5/255)
8-Zaruretler, bazen haramları helâl hale getirebilir,, İnsan mecbur kaldığı zaman, mazereti sona erinceye kadar haramı kullanabilir, yiyebilir (2 Bekara/173 6 En’am/145 16 Nahl/115)
(Kavramlar, H K Ece)
Not: Mekruh ve haram konusunu iceren kisimlar alintidir.