1. Faizlerle kâr oranları neden paralel?

"Katılım bankalarının dağıttığı kârların banka faiz oranlarıyla aynı olması sözkonusu değildir. Katılım bankalarının kendi içlerinde bile dağıtılan kâr oranları farklıdır. Kâr oranlarındaki küçük farklar bile toplamda büyük rakamlı sonuçlara götürür. Ülkemizde faaliyet gösteren katılım bankaları, topladıkları fonların büyük kısmını üretim desteği sağlama yani, işletmelerin üretim faaliyetinde ya da ticarette kullandıkları hammadde, mamül ya da yarı mamül ihtiyaçlarını kârşılama yöntemiyle kullandırmaktadırlar. Türkiye'de faaliyet gösteren katılım Bankalarının kullandırdıkları fonların %70-80'i üretim desteği, %5-10'u ise kâr-zarar (mudaraba) esasına göre yapılmaktadır. Üretim desteği esaslı çalışmalarda piyasada geçerli olan oranlardaki kâr oranlarından daha yükseğinin uygulanması mümkün değildir. Çünkü, toplam kredi hacmi içerisinde %95 paya sahip olan faizli bankalar piyasa fiyatlarını oluşturmada daha etkilidirler. Bu nedenle, Katılım Bankalarının uyguladığı plasman enstrümanları banka kredileri ile ikame edilebilmektedir. Yani, müşteri Katılım Bankalarının verdiği oranı yüksek bularak faizli bankalardan veya satıcılardan daha düşük maliyetle kredi kullanabilmektedir. Piyasada oluşan oranlardan daha yüksek kredi oranları oluşursa Katılım Bankalarındaki fonlar atıl kalabilecek tam ters bir durumda ise Katılım Bankaları zarar etmiş olacaklardır. Bu durum göz önüne alındığında, Katılım Bankalarının elde ettiği ve dolayısıyla tasarruf sahiplerine dağıttığı kâr paylarının neden bankalarca verilen faiz oranlarına yakın seyrettiği daha net olarak görülebilmektedir."*

2. Neden sürekli kâr ettiler?

"Ülkemizdeki Katılım Bankaları 17 faaliyet yılı içinde zarar etmemişlerdir. Bu hiç etmeyecekler anlamına gelmemelidir. Katılım Bankaları her dönemde, değişik nitelikteki pek çok projeye destek olmaktadırlar. Dönem sonunda verilen kredilerin, yani destek verilen projelerin getirilerine bakıldığında, bazı projelerin beklenenden yüksek, bazılarının beklendiği gibi, bazılarının ise beklenenin altında kâr getirdiği hatta bazı işlerden zarar edildiği görülebilir. Fon desteği sağlanan projelerin çoğunluğundan kâr elde edilmesi durumunda, doğal olarak Kurumun katılım hesaplarına zarar dağıtması sözkonusu olmayacaktır. Ancak bu kurumların kötü yönetilmesi veya piyasalarda global krizin olması gibi olağandışı şartlarda, müşterilerinin hesaplarına zarar dağıtılabileceği de gözardı edilmemelidir. Neticede, bu kurumlar kâr/ zarar esasına göre çalışan ve yatırım yapan kurumlardır.
Mesela, Dar ül Mal El İslami'nin, 1982 sonundaki 8 milyon dolarlık kârına karşılık, altı ay sonraki kayıtlarında 28 milyon dolarlık zarar ilan ettiği, zararın temel sebebinin, düşük getiri sağlayan değerli metallere yatırım yapılması sebebiyle olduğu ve böylece 1983 yılında Dar ül Mal'in fon sahiplerine (ortaklarına) kâr dağıtamadığı bilinmektedir."*

3. Mademki faiz=kâr oranı...

Bunu iddia eden, katılım bankalarından birinin bir sene sonra dağıtacağı gelir payının yüzdesini versin de kendisini ben alnından öpeyim.

4. Faiz yükselirse neler olur? Kira geliri de faiz geliri midir?

Sevgili dostlar, 100.000 TL'lik bir eviniz olduğunu düşünün. Evi aylık olarak kiraya vereceksiniz. Kaça verirdiniz? Bunu neye göre hesaplardınız? Neden 100.000 TL'lik bir ev, 600 TL'ye kiraya gider de 1.000 TL'ye gitmez, düşündünüz mü hiç? Ya da mortgage faizleri düştüğünde konut fiyatları neden yükselir? Mortgage faizleri düştüğünde fiyatı artan evlerin sahibi faizci midir, yoksa mevcut sistemin sonucu mudur bu arz-talep sonucu denge fiyat oluşum süreci? Evinizi taksitli olarak satarken ya da kiraya verirken faiz oranlarını dikkate almayacaksınız da hangi oranı dikkate alacaksınız? Var mı bir alternatif öneriniz?

Çok şükür para ve para benzerlerinden başka menkul/gayrımenkul kirasına faiz diyen çıkmadı henüz! Neredeyse o da denilecek ya. Henüz değil. Bugün faiz gerçeği var değil mi? Para ile ilgilenen herkesin takip ettiği, iktisadi kavram olarak "alternatif maliyet"e tekabül eden bir oranı her an piyasa oluşturmakta ve insanlar "iskonto oranı" olarak bu oranı kullanmakta.

5. Vade farkı caiz midir?

Katılım bankalarının birtakım malları gerçek ya da tüzelkişiler için peşin ödeme ile alıp, bunları alan şahıslara vadeli olarak ve vade farkı ile satması durumunda elde ettikleri "vade farkı" kimilerince "faiz" addedilmekte. Bilmeden atıp tutmaktansa ulemanın görüşüne kulak verelim dilerseniz (bu yazıyla tatmin olmayanlar da çıkabilir şüphesiz, sağlam kaynaklardan aksi görüş bulacak olanlar paylaşsın, maksadımız doğruyu bulmak):

"Bir malın, peşin satılması halindeki fiyatı ile vadeli satılması halindeki fiyatı arasındaki fark. Peşin fiyatı üç milyon lira olan bir mal, altı ay vade ile beş milyona satılırsa, aradaki iki milyon lirası vade farkıdır.

Vade farkı ile yapılan bir satışın caiz olup olmayışı mütedeyyin esnafı hayli tedirgin etmektedir. Kimileri böyle bir uygulamanın faiz olacağı endişesi ile, ya bu tür muamelelere girmekten kaçınmakta, ya da ticari zorunluluktan dolayı girse bile huzursuz olmaktadır. Her ne kadar bu mesele enflasyonun sebep olduğu günümüze has bir problem gibi görünüyorsa da, çok eskiden el-e alınmış ve hakkında görüşler beyan edilmiştir. Konu büyük Hanefi fakihi Serahsî'nin mütalaları ışığında ele alınacaktır. Bilindiği gibi Allah (c.c) faizi haram, alışverişi helal kılmıştır (bkz. Bakara, 2/175). Alış veriş, kâr gayesi güden bir muameledir. Kâr da, kişinin sattığı bir malı, aldığından daha pahalıya satmasıdır. Bu, fiyatların sabit olduğu bir ortamda görünür rakamlarla olabilir. Fakat fiyatların devamlı değiştiği bir piyasada sattığı malın parasını aldığı gün, aynı malı yerine koyamayacak olan bir kimse görünüşte fiyatı alış fiyatından fazla bile olsa kâr değil zarar etmiş olur. Tabii bu durumda ya ticareti bırakması veya vadeli satıştan vazgeçmesi gerekir. Gücün maddeye dayandığı günümüzde, şayet vade farkı alarak mal satmak caizse müslüman tüccarları bu tür satıştan men etmek saf dillilik hatta ahmaklık olur. Vade satışlarının yapılış şeklini iki türlü tasavvur edebiliriz:

1- Satıcı: "Bu malın peşin fiyatı şu, vadeli fiyatı şudur" der, alıcı da bunlardan birisini tayin etmeden "tamam aldım" der. Bu tür yapılan bir satış fasittir. Çünkü fiyat belirtilmemiştir. Oysa bir satışın sahih olması için fiyatın rızaya götürmeyecek şekilde belli olması lazımdır. Ayrıca Hz. Peygamber efendimiz bir satışta iki şartı nehyetmiştir. Tekrar belirtelim ki, bu hüküm, taraflar fiyatlardan birisi üzerinde anlaşmadan ayrılmaları halindedir.

2- Satıcı, malın peşin fiyatını ve belirli vadelere göre vade fiyatını söyler; alıcı da bu fiyatlardan birisini tercih eder ve bunun üzerinden alış verişi kesinleştirirler. Bu şekilde yapılan satış sahihtir ve dinî bir mahzuru yoktur. Bu muameleyi faiz olarak değerlendirmek mümkün değildir (Serahsî, el-Mebsut, XIII, 8). Çünkü kâr meşru olduğu gibi, her zaman aynı olmasını gerektiren bir dinî hüküm de yoktur. Bugün % 10, yarın % 25 kârla satmakta mahzur olmadığı gibi, peşin satılması halinde % 25, vadeli satılması halinde % 80 veya başka bir oran kâr konulmasında da bir mahzur yoktur.

Vade farkı tesbit edilirken banka faiz oranlarının veya aylık enflasyon miktarının göz önünde bulundurulması bu hükmü değiştirmez. Çünkü itibar lafızlara değil, manalaradır (Mecelle, madde: 3). Vade farkı belirlerken bu yollardan birisine tevessül eden şahsın maksadı, faiz almak değil, parasını enflasyonun aşındırmasından korumaktır.

Şuna da dikkat çekmemiz gerekir. Vadeli satışın cevazı konusundaki tereddüt, faiz endişesinden değil, fiyatı kesin belli etmeme ve akit esnasındaki çift şarttan kaynaklanır. Çünkü faiz, aynı cinsten olan veya aralarında alınıp satılmaları tartı veya ölçü ile olmaları bakımından birlik bulunan malların (para ile para, buğdayla buğday, arpa...) birbirleri ile alınıp satılmaları halinde söz konusudur (Merğınanî, el-Hidaye, III, 61 vd.). Oysa vadeli satışta bu durum söz konusu değildir. Çünkü satılan bir meta, borçlanılan ise paradır. Böyle olmayıp da aynı cinsten olan malların trampası söz konusu olsa ve vadeli olan için fazlalık şart koşulsa da bu faizdir, caiz olmaz."**

* http://www.turkiyefinans.com.tr/tr/h..._hakkinda.aspx
** http://www.sevde.de/islam_Ans/V/05.htm