Atatürk 'ün Büyük Sırrı.

Atatürk'ün büyük sırrı
30 Ekim 2008 Perşembe 10:21
Tıpatıp ona benziyor. Zübeyde Hanım tarafından büyütülmüş. "Oğlu musun" diyen Can Dündar'a bakın ne demiş?


Nur Akman

Atatürk'ün çok bilinmeyen bir manevi oğlu vardı. Adı Abdürrahim Tuncak.. 1999 yılında 90 yaşında öldü... Mustafa Kemal'e ikizi kadar çok benziyordu. Belki de bu benzerlik yüzünden hep onun Atatürk'ün gerçek olduğu söylentisi dilden dile dolaştı... Ama ne kendisi, ne de Atatürk bunu doğruladı...



Yukarıdaki fotoğrafta Mustafa Kemal ve Abdürrahim yan yana görülüyor. Can Dündar bu fotoğrafın hikayesini bir yazısında şöyle anlatmış:
"1917'de Kemal Paşa'nın Suriye Cephesi'nde yakalandığı bir kum fırtınasında kör olduğu haberi gelince Zübeyde Hanım Abdürrahim'i kaptığı gibi Halep'e koşmuştu. Neyse ki Paşa'nın gözlerinin durumu o kadar ciddi değildi. O gezide Kemal Paşa, Abdürrahim'e bir yerel kıyafet diktirtti ve birlikte fotoğraf çektirdiler. M.Kemal'i, Arap giysileri içindeki bir çocukla gösteren ünlü fotoğraf işte böyle doğdu."
ABDÜRAHİM TUNCAK ATATÜRK'ÜN GERÇEK OĞLU MU?
Abdürrahim Tuncak, Can Dündar'ın çektiği "Mustafa" filminde de yer alıyor. Filmi anlatmak için Kanal D'ye konuk olan Dündar'a Mehmet Ali Birand "Abdürrahim Atatürk'ün gerçek oğlu muydu?" diye sordu. Dündar'ın cevabı şöyle oldu:

BAZI SIRLAR MEZARA GİDER
"Bu konuda sadece bana söylediği şeyi söyleyebilirim. Çünkü bunu ona sormuştum. O da bana 'Bazı sırlar vardır. Mezara kadar gider. Bu sır da benimle birlikte mezara kadar gidecek' diye yanıt vermişti."

PEKİ ABDÜRRAHİM TUNCAK KİMDİR?
Abdürrahim Tuncak Can Dündar'a böyle cevap verdi. Ne oğluyum dedi, ne de değilim... Peki kimdi Abdürrahim?

ATATÜRK ONU VAN'DA EVLAT EDİNMİŞ
Söylentilere göre Mustafa Kemal onu 1916'da Van'da görmüştü. Yani daha Kurtuluş Savaşı bile başlamadan... Sefaletinden etkilenip, yanına almıştı, evlat edinmişti...

ZÜBEYDE HANIM BÜYÜTMÜŞ
Atatürk o zaman 8 yaşında olan Abdürrahim'i Annesi Zübeyde Hanım'ın yanına yerleştirdi. Yani Abdürrahim de Atatürk'ü büyüten anne tarafından yetiştirildi.

Üniversite çağına geldiğindeyse Atatürk onu mühendislik eğitimi alması için Berlin Üniversitesi'ne yolladı. Abdürrahim, elektrik mühendisi olarak Türkiye'ye dönüp Ankara Elektrik ve Havagazı İşletmesi'nde çalışmaya başladı.

HİÇ İTİRAF ETMEDİ
Ve gazeteci Mete Akyol onunla röportaj yapana kadar da hep sessiz kaldı. Hiç Ata'nın isminden yararlanmaya çalışmadı, hiç ortalıkta görünmedi...

Mete Akyol da ona Atatürk'ün oğlu olup olmadığını sormuştu. Onun verdiği cevap ise şöyleydi:

“Atatürk'ün biyolojik oğlu olup olmamamın ne önemi vardır? Onu büyüten, yetiştiren anne tarafından büyütülmüş, yetiştirilmiş olmak, onun büyüdüğü evde büyümüş olmak, onun aldığı terbiyeyi almış olmak, bir fani olarak sahip olabileceğim servetin en büyüğüdür. Bu onur ve şeref bana fazlasıyla yetmektedir.”

Ve Can Dündar'a verdiği cevabı ona da vermişti:

“Mete Bey, bazı sırlar benimle birlikte mezara gidecek.”



1923-İZMİR
Zübeyde Hanım, Abdürrahim ve yardımcılarıyla





CAN DÜNDAR'IN GÖRÜŞME SONRASINDA KÖŞE YAZISINA KAYDETTİĞİ AYRINTILAR...





Atatürk'ün manevi oğlu öldü bu hafta; önceki gün sessiz sedasız toprağa verildi. 90 yaşındaydı. 90 yılın 22'sini Atatürk'le geçirmişti. Büyük bir tesadüf üzerine kurulan hayatı, ilginç serüvenler, müthiş tanıklıklar ve deşifre edilmemiş sırlarla doluydu. Hepsini beraberinde götürdü. Söylenen, M.Kemal'in O'nu Van'da görüp evlat edindiğiydi. Çanakkale zaferinden sonra 1916'da Doğu Cephesi'ne tayin olan M.Kemal, orada karşılaştığı sefaletten çok etkilenmiş ve öksüz çocuklardan birini yoldaş olarak yanına almıştı.
8 yaşındaki o çocuğun adı Abdürrahim'di.
Ana babasının kim olduğunu bilmeden büyüdü. M.Kemal O'nu İstanbul'a getirip Akaretler'de Zübeyde Hanım'ın yanına yerleştirdi. Zübeyde Hanım'ı anne, Makbule Hanım ile kendisinden 13 yaş büyük olan Fikriye Hanım'ı abla bildi.
1917'de Kemal Paşa'nın Suriye Cephesi'nde yakalandığı bir kum fırtınasında kör olduğu haberi gelince Zübeyde Hanım Abdürrahim'i kaptığı gibi Halep'e koşmuştu. Neyse ki Paşa'nın gözlerinin durumu o kadar ciddi değildi. O gezide Kemal Paşa, Abdürrahim'e bir yerel kıyafet diktirtti ve birlikte fotoğraf çektirdiler. M.Kemal'i, Arap giysileri içindeki bir çocukla gösteren ünlü fotoğraf işte böyle doğdu. Abdürrahim, ilkokulu İstanbul'da okudu. Savaşın en zorlu döneminde yine Mustafa Kemal'in yanında, bu kez Ankara'daydı. O yıllarda da Fikriye Hanım kendisini okula götürüp getiriyor, dersleriyle ilgileniyor, anne şevkati gösteriyordu.
Ancak 1923'te işler değişti. Önce Zübeyde Hanım kendisine 20 lira miras bırakarak vefat etti. Ardından M.Kemal, Latife Hanım'la evlendi. İzmir'deki nikah töreninde artık 15 yaşında olan Abdürrahim de vardı. Nikah sonrası Kemal Paşa, O'nu kayınpederi Muammer Bey'e emanet etti. Latife Hanım O'nun Ankara'daki evine taşınırken, O da Latife Hanım'ın İzmir'deki evine yerleşti. Bir süre İzmir'de okudu. Yazları Ankara'ya gelip Çankaya sırtlarında Latife Hanım'la at sürdü. "Anne" saydığı Fikriye Hanım'ın ölüm haberini de İzmir'de aldı. 2 yıl sonra M.Kemal boşanma kararı alınca Latife Hanım'la yeniden yer değiştirdiler: Latife Hanım İzmir'e, Abdürrahim Ankara'ya döndü.
Artık üniversite çağındaydı. Kemal Paşa, "oğlu"nun kendisi gibi asker olmasını istemedi. "Artık harp zamanı geçti, şimdi iktisadiyatı ve fenni öğrenmeliyiz" dedi. Abdürrahim'i mühendislik eğitimi için Berlin Üniversitesi'ne yolladı. Abdürrahim, elektrik mühendisi olarak Türkiye'ye dönüp Ankara Elektrik ve Havagazı İşletmesi'nde çalışmaya başladı. Yedeksubaylığını yaparken Dolmabahçe Sarayı'nda kaldı. Savarona yatının satın alınması görüşmelerinde tercümanlık yaptı.
"Babası"ndan O'na Sadrazam Talat Paşa'nın "Çanakkale muzafferiyeti hatırası" olarak hediye ettiği iki halı ile Cumhuriyet'in 10. yılında İş Bankası tarafından armağan edilen bir otomobil kaldı. Otomobili Anıtkabir Müzesi'ne hediye etti. Halıları unutulmaz bir dönemden kalan kutsal emanetler olarak evine serdi.

* * *

Ne gösterişi sevmiş, ne "babası"nın adını kullanmaya tenezzül etmişti.
Emekli olunca evine çekildi. Ortalıkta görünmez, gazetecilerle görüşmezdi.
Mete Akyol, nefis bir röportajla O'nu Türkiye kamuoyuna tanıtana kadar adı bile duyulmadı pek...
Gazetelerde çıkan fotoğrafları Atatürk'e o kadar benziyordu ki, herkes O'nun üvey değil, gerçek evlat olduğuna inanmaya başlamıştı. 4 yıl önce Mete ağabey, hazırladığım bir belgesel vesilesiyle beni Abdürrahim Bey'e götürmüştü. Son derece sade döşenmiş bir evde, boyu, yüzü, burnu, alın açıklığı, geriye taranmış saçlarıyla gerçekten de Atatürk'ün son dönem fotoğraflarına tıpa tıp benzeyen bu zarif beyefendi ile tanıştım.
Uzun uzun sohbet ettik, birbirinden ilginç anılar dinledik. Belgeseli izlerken adeta o günlere döndü; bir şarkı çalmaya başlayınca gizli gizli gözyaşlarını kuruladı. Laf, 'Atatürk'ün gerçek oğlu olma" iddialarından açılınca yeniden sessizliğe gömüldü. Bu konuda eşine bile bir şey söylememiş olduğunu farkettim. Üsteleyince, "Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gösterin" dedi. Saygıyla boyun eğdik ve vedalaştık.
Bir dönemin sessiz tanığı, önceki gün sırlarıyla mezara gitti.
Geride pek az servet, özenle saklanmış binbir anı ve çoklarına ibret olması gereken bir yaşam bıraktı. (15.08.1998)