Türkçesiz Toplum
Toplum ve Türkçe ne kadarda özdeşmiş aslında, nereye kadar gidecek bu yozlaşma.
Çığlıklar atıyorum kendimden başkasına duyuramıyorum. Gençliğimiz umursamaz tavırlarını gördükçe gözlerim doluyor, ağlıyorum. Peki, ama nasıl olur da herkes bu kadar duyarsız kalır? Gözlerini ya da gözlerimizi kör eden Batımıydı yoksa Batı özentiliğimi?
Günlerce, haftalarca düşündüm neden çıkış noktam hep aynı, neden her çıkış noktasında güzel Türkçemizin yok olduğu gerçeğiyle karşılaştım?
Yazıyorum, sadece yazıyorum. Bir ışık bulma umuduyla gözlerimde yaşlarla yazabildiğim her şeyi yazıyorum. Doğru çıkışı bulma umuduyla. Sağır olmuş herkes söylediklerimi duymuyor, sanki kör olmuşlar kimse yazıklarımı okumuyor. Artık duyduğum kelimelere inanmıyorum, belki de inanmak istemiyorum ama nasıl olur! Duyduklarım Türkçe bile değil, yozlaşma bu kadar mı olur?
Kelimeler, cümleler, paragraflar yetmiyor içimi dökmeye. Haykırmak istiyorum güzel Türkçemizin önüne surlar dikenlere. Bağırmak, kızmak ve en önemlisi yeter, durun demek! Birçok şey istiyorum, yapabileceklerim ve yapamayacağım birçok şey var içlerinde.
Ulu Önder Atatürk şöyle söylüyor;
“Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”
Şimdi son satırlarımla başlayalım, arkadaş, akraba ve dostlarımıza anlatalım.
Türkçe uğraş ister, emek ister, yorulmak ister, zaman ister. Ya şimdi başlayalım ve bir şeyler yapmanın gururunu yaşayalım ya da her şeyimizi dilimizi kaybettikten sonra çok geç kalmış geri dönmeye yüzü olmayan bir topluluk olmaya mahkûm kalalım.
Boğaçhan ŞAHİN..
Umarım beğenirsiniz..