Modasıyla, dizileriyle, televizyon programlarıyla, darbesiyle ilklere imza atan bir dönemdi seksenler. Bu nedenle herkesin hatıralarında o döneme ait notlar var. Yüzümüzü güldüren, pes doğrusu bu kadar da olmaz dedirten neler neler kalmış meğer şu geçmişten. Barış Manço'nun, Cenk Koray'ın haftada bir yayınlanan programlarını heyecanla bekler, söylediklerini dilimize dolardık' Peki 'Mintax'la canım, Mintax'la' deyince hemen 'evet biliyorum' diyorsunuz değil mi? Hele bir de tasarruf reklamları vardı ki, tasarruf yapacağız diye gözü kaçmış çorapları nasıl kullanacağımızı bile öğrettiler bize. Eski resimlere baktıkça en çok güldüren kareler ise İspanyol paça pantolonlar, kalın tabanlı ayakkabılar, aslan yelesini andıran saç stilleri ve kocaman vatkalı elbiseler olurdu. Ve tabii ki bir klasik resim kadar değer verilen 'ağlayan çocuk' tablosu Anadolu'nun her evinde vardı emin olun. Haydi siz de uzanın şöyle bir maziye. Anılarınızı karıştırın. Bakalım sandıktan neler çıkacak?

Vatka, kuş yuvası kaküller ve kalın kemerler Seksenli yılların modası deyince akla ilk hiç şüphesiz İspanyol paça pantolonlar, kalın tabanlı ayakkabılar, kuş yuvasına benzer şekilde yapılan kaküller, kocaman vatkalar gelir. Süngerli vatkalarla ve önden bir tümsek gibi gözüken kuş yuvası kaküllerle şimdilerde sokakta gezdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Uzaylı muamelesi görmeniz muhtemel. Ve sadece üç çeşit spor ayakkabı satılırdı mağazalarda. Make-up, Esemsporlar, cırt cırtlı spor ayakkabıları...

Kalbin kadar temiz'O dönemde her çocuğun bir hatıra defteri olmuştur herhalde. Hatıra defterine yazı yazdırma furyası genellikle okulların son dönemlerinde başlardı. Öğretmenlere gına gelirdi artık. Buna ne yazsam, ne yazsam' Öğretmenler düşünedursun, arkadaşların en klasik cümlesi şöyle başlar: 'Kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için teşekkür ederim.', 'Tıkır mıkır fareler, daha yazacaktım ama kalemimi yediler' tekerlemesiyle biterdi.

10 puan, 10 puan şampiyon' Barış Manço'nun sunduğu '7'den 77'ye'yi kim unutabilir ki? Hoş sohbeti, anlatımı, sıcaklığı ile sadece büyüklerin değil, küçüklerin de ilgi odağıydı. Bilmediğimiz kültürleri ilk bu programla tanıdık. Hele programın içinde küçük çocukların yarıştığı bölümü hepimiz merakla beklerdik. Ispanağı yemeyen çocuklar, belki de onunla sevdi bu sebzeyi. 'Bu haftalık da bu kadar. Sizler bana yazmaya ama her konuda yazmaya devam edin. Adresi biliyorsunuz Barış Manço Moda 81300 İstanbul. Haftaya karşı karşıya kalmak umuduyla, sağlıcakla kalın.' cümlelerini küçücük yaşımıza rağmen nasıl da ezberlemiştik. Şimdi bizden de ona '10 puan, 10 puan şampiyon'.

Kendine güvenen güvenmeyen, cesur olan olmayan... Cenk Koray'ın sunduğu 'Stüdyo Pazar' orijinal skeçleri ve esprileri ile gönüllerde taht kurmuştu. Erkan Yolaç'ın sunduğu 'evet, hayır' programı, şans kutusu yarışması, meraklı adındaki beyaz renkli çizgi karakterin kağıt üzerindeki maceraları' Kendine güvenen, güvenmeyen, cesur olan olmayan var mı, diyerek seyircilere çapa atan Yolaç'ın, evet sözcüğünü duyduğunda yerinden zıplaması boyuna boy kattığı esprisine konu olurdu. Cenk Koray'ın tele kutu yarışmasına seyirci seçmek için 'Efendim yanında, gazoz açacağı olan var mı?' diye akla hayale gelmeyecek soruları nereden bulduğu merak konusuydu'

'Ağlayan Çocuk' kartpostalı Klasik bir resim kadar değer verilen ağlayan çocuk kartpostalı herkesin yüreğini cız ettirdi. O nasıl bir hüzün, bakış ve ifadeydi ki, her evin kapısından içeri girmeyi başardı? Hatta tablo şeklinde büyütülüp duvarlara asılırdı. Anadolu'da bile her evde vardı, emin olun. Herkes bu resme baktıkça bir hikaye yazardı. Pek çok çocuk, o gözyaşlarını gördükçe kendini suçlu hissederdi, çocuklar empati yapmayı bu tablo sayesinde öğrendi neredeyse' Belki açtı, ya annesi yoksa' Acaba kendini çok mu yalnız hissediyordu? Ağlayan çocuk kartpostalı, duygusal Türk milletinin tablosunu çizmişti farkında olmadan' Bu ağlak yüzlü çocuğun gerçek olup olmadığı ise hâlâ merak konusu.

Bayram tebrik kartları En güzel cep mesajları çıkmadan önce en güzel kartpostallar vardı. Her özel günde uzaktaki akrabalara yollanan cicili bicili, allı pullu, o günü anlatan tebrik kartları... Arkasına çoğunlukla güzel bir yazı yazılır, maniler dizilirdi' Ve ömür boyu kapının köşesine sıkıştırılıp saklanırdı bu kartlar'

Unutulmayan reklam replikleri Kadınlara en doğru temizlik malzemesi: Hes doğrusu pes doğrusu'

Çamaşırların can ciğeri: Mintax'la canım Mintax'la, Mintax'la canım Mintaxla'

Süper hafif ayçiçekyağı: İşin sırrı Olin'de iki kere rafine'

Ülker yıllarca bu reklam müziğini değiştiremedi: Önce güneş, hava, su, sonra bol gıda gelir. Akşama babacığım unutma Ülker getir'

Unutan var mı, evet hep beraber tekrarlıyoruz: Bir bilmecem var çocuklar. Çayda kahvaltıda yenir. Bisküvi denince akla, tamam şimdi buldum, her an onun adı gelir' Eti, Eti, Eti'

Her saat başı radyodan bir ses duyulurdu: Demirbank iyi günler diler' Şimdi haberler'

Krem peynirlerini böyle tanıdık: Lavaş kiri, lavaş kiri, yumuşacık, taptaze lavaş kiri'

En delikanlı reklam: Çakar çakmaz çakan çakmak Tokai. Aliiii Ali Desider.

Müjde müjdeee sizeee' Parizyenden Müjdee sizee.. Zarif, sağlam, esnek çorap, güzel çorap Müjdeeeeee'

Sonsuz kere söylenen bu söz, bir sakız reklamından başkası değildi: Minti, minti, minti, minti'

Ufacık, renkli şeker taneleri: Bonibon, çantada cepte, bonibon'

Pek çok genç kızı evde kalma korkusuna düşüren reklam: Her genç kızın rüyası Zetina dikiş makinası.

Gizemli bir ses şöyle söylerdi: Hiç tanımadığınız bir erkek size çiçek verirse sakın şaşırmayın, nedeni İmpulse'tır.

TARİH AFFETMEZ Soner Ağın'ın oynadığı tarih affetmez repliği ile akıllarda kalan bir uyarı reklamıydı. Müzede dolaşan tarihçi arkeolog, tombul, sakallı profesör amca 'tarih affetmez' deyip duruyordu. Sonunda arabasını yanlış yere park ettiği için trafik polisi gelince 'trafik hiç affetmez' diyerek mesajını güzelce iletirdi.

BİR ALIŞVERİŞ BİR FİŞ 'Ben yapınca alışverişi zaten alıyorum satış fişi'' 'Bir fiş, bir alışveriş', 'Fişini de al Mustafa Ali'' gibi replikleriyle fiş almayı öğreten bu programların en kalıcısı sanırız Ayşegül Atik'in oynadığı bölümdü. KDV'nin ilk çıktığı zamanlarda halkın alışverişlerin sonunda satış fişi almasını sağlamak için hazırlanan bir reklamdı. Pek çok kişiye itici gelen bu reklam, 'bir alıveriş bir fiş' tekerlemesini ezberletmeyi başarmıştı.

BİRİNİ EŞŞEK DEPTİ, BİRİ SU ÇİÇEĞİNDEN GETTİ' En çok güldüğümüz reklam filmi Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın çocuk ölümlerine karşı aşı kampanyasını öğretmek için yaptıkları filmdi. Spiker sorardı köylü karı kocaya sorar: 'Kaç çocuğunuz var: On sekiiiiz'. 'Üç tane daha vardı. Birini eşşek depti, biri kızamıktan getti' Ötekine ne oldu Hatçe?' Ünlü ikilinin bakışları, kostümleri, konuşmaları unutulacak gibi değildi'

Kaynak:Sevinç Özarslan,
Zaman Gazetesi Cumaertesi eki, 21.10.2006, Sayı 47