“Türkiye çocuklarına bayram armağan eden ilk ülkedir.”
Yıllar yılı bu kalıp içine yerleştirdiğimiz çocukları mıncık mıncık ederek sevdiğimizi haykırıyoruz.
Zaten toplumsal yapımız içinde de çocuk sevgimiz, normal insanların kolay anlayamayacağı bir sevgi biçimi arz eder… Güzel bir çocuk gördüğümüzde hep birlikte onun üzerine çullanır, öperek, sıkarak, sıkıştırarak, orasını burasını ısırarak, yanağına, kıçına tokatlar atarak öyle bir severiz ki, zavallı bir süre sonra bu sevgiye(!) dayanamayıp ağlamaya başlar.
Oysa çocukların kendi dünyaları vardır. Oraya girebilmek için de özel yollar, yöntemler gerekmektedir. Gıda sektöründe faaliyet gösteren Lezita firması, Method Research Company ile birlikte “Çocuklar Yaşamı Nasıl Algılıyor” başlıklı bir araştırma yaptı. Çalışma İstanbul’dan Van’a, Samsun’dan Konya’ya kadar 14 değişik kentte, 400 ilkokul çocuğu arasında sürdürüldü.
Çocuklara Milli Eğitim Bakanı olsanız ilk olarak ne yaparsınız?” diye soruldu. Çocuklar kalabalık biçimde dediler ki:
-Tuvaletleri temizlerdim!
Tuvaletlerin temizliği ile toplumun gelişmişlik düzeyi arasında doğru bir ilişki vardır. Eğer bir toplum “pis” ise o toplumun tuvaletleri “temiz” olamaz.
Eğer çocuklara kulak verirsek, temiz toplum olma konusunda bir hayli adım atabiliriz.
Çocuklar dünyadaki en büyük kötülük nedir sorusuna pırıl pırıl bir yanıt veriyorlar:
-Savaşlar!
Çocukların “en çok kızdıkları şey” ise büyüklerin en fazla yaptıkları olarak ortaya çıkıyor:
-Sigara içmek, yalan söylemek!
Araştırmaya katılan çocukların tamamına yakını –yüzde 97.70- mutlu olmalarının temelinde ailelerini görüyorlar. Aileyle birlikte olmak onlar için başlı başına bir mutluluk nedeni. Annesini dövmeyen bir baba, kendilerine sinirli yüz ifadesiyle bağırıp çağırmayan bir anne çocukların mutluluk tablosunu oluşturuyor.
Bugün Çocuk Bayramı…
Bugün yirmi üç Nisan neşe doluyor insan…
Gerçek böyle mi?
Çocuklarına bayram armağan eden ülkede -Adalet Bakanı’nın verdiği bilgilere göre- tam 835 çocuk Terörle Mücadele Yasası’na göre yargılanıyor. Bu talihsiz çocuklardan 500’e yakını da cezaevlerinde bulunuyor. Yargılanan çocukların tümünün Doğu ve Güneydoğu kentlerinden olması ise bambaşka bir perspektif yaratıyor.
Güneydoğu’da yapılan gösterilerde ön sıralarda yer alan çocukları “caydırmak” için çıkartılan yasanın sonuçları Türkiye’yi bu hale getirdi.
Çocuklar için her şey bir oyun atmosferi içinde kabul edilir.
Hatta ölüm bile!..
Abartmıyorum. Yakın tarih bunun dramatik örnekleriyle doludur. Saraybosna kuşatması sırasında, Boşnak çocuklar Sırp keskin nişancılarına karşı, sokağın bir köşeden diğerine ölüm koşusunu oyun haline getirmişlerdi. Sırp nişancılar da bu oyuna gayet keyifli biçimde iştirak ediyorlardı! Daracık aralıktan koşarak geçen Boşnak çocuklardan üçüncü ya da dördüncü sokağın ortasında yığılıp kalıyordu. Bir hafta on gün “ölüm oyunu” duruyor, ardından tekrar başlıyordu.
Çünkü onlar çocuktular!
Bizim çocuklarımız da çocuktur. Gösterilere katılıp, “polislerle taş atma oyunu” onlar için politik eylem değil, çocukluk eğlencesidir. Tıpkı Bosnalı kardeşleri gibi…
Türkiye çocuklarına bayram armağan eden ilk ülkedir.
Bugün 23 Nisan…
Ama neşe dolamıyor insan!