Bosver adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
arkadaşlar yazılanları görünce gercekten üzüldüm ve şuanki başta olan siyasi party başkanlarına tebriklerinden dolayı üzüldüm ve millet neyin ne oldugunu bilmeden haması savunucusu başbakan nı tebrik ediyorsunuz günümüz dekonolojisi internet denen şey elimizin altında olmasına ragmen hamas kimdir nedir diye hicbir haber okumamış görüyorum sizi bilincsiz kullanıcı olarak adlandırdıgım kişiler hemen göze carpıyor o yüzden bu kişiler formun dbsini şişirmekden ve boş bogaz konuşmakdan vazgecsinler artık.
Haklısın
Hamas=PKK
farkı varmı?
Alıntı
Başbakan Tayyip Erdoğan 2002 Genel Seçimlerini kazandığı akşam AKP’nin İstanbul İl Başkanlığı binası önündeydik. Bütün seçim kampanyası boyunca onu izleyen bir televizyon muhabiri “kaygılarını” dile getirmişti:
-Bu adam Ankara’ya gittiğinde, ona nerede, nasıl davranması gerektiği konusunda eğitim verilmesi gerekir.
Sonra bu kaygısının olası sonuçlarını işaret etmişti:
-Karşısındakiyle konuşurken birden sinirlenip ‘Sen ne diyorsun ulan?’ diye kafa atabilir!
***
Davos Toplantıları sırasında 29 Ocak Perşembe akşamı Başbakan Tayyip Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’e sinirlenerek ağzına geleni söyledi.
Diplomatik teamüllerde yeri olmayan “sen” diye hitap etti.
-Sesin çok yüksek çıkıyor, biliyorum ki bu bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Bunu da böyle bilesin… Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü çok iyi biliyorum.
Erdoğan salonda bulunanlara da fırçasını attı:
-Şu zulme alkış tutanları da kınıyorum!
Böylesi toplantılarda konuşmasını bitirenleri alkışlamak yerleşmiş bir gelenektir. Ama Erdoğan bunu da “hoş karşılamadığını” gösterdi.
Kendisinin Türkiye’de katıldığı toplantılardaki ortama öylesine alışmış ki, önüne geleni haşlamasının normal olduğuna inanıyor.
Buna “özgüven patlaması” denilebilir!
Kendine olan hayranlığının “zirve” noktası şeklinde kabul edilebilir.
Ama köklü bir devletin saygın başbakanı ile “mahalle kabadayısı” tavrı arasında epeyce farklar bulunduğunu da teslim etmek gerekir.
***
Erdoğan, Türkiye’de kürsüye çıktığında avazı çıktığı kadar bağırıp, çağırıyor, öfkeli, şiddetli konuşmalar yapıyor. Sonra bunu izah ediyor:
-Öfke bir hitabet tarzıdır!
Güzel…
Davos’ta ne dediğine bakalım:
-Yüksek sesle konuşmak suçluluk psikolojisinin gereğidir!
Hitabet tarzı mı, suçluluk göstergesi mi?
Bazen öyle, bazen böyle…
Erdoğan öfkelenirse hitabet tarzı, karşısındaki yüksek sesle konuşursa suçluluk psikolojisi…
Bu tavır tanıdıktır.
Ben yaparsam olur, başkasına ayıptır, günahtır, yasaktır!
Çifte standart bizde yutturulabilir bir lokma olabilir.
Başkası bunu yutmaz.
Davos’ta Kasımpaşa rüzgârı esti köşe yazısı - 29 Ocak 2009 Perşembe - Nazım ALPMAN