Kısa ama roman gibi 2 gün.

Öncelikle akşam 10'dan sonra Eminönü - Kadıköy vapur seferinin olmadığını öğrenmiş oldum.

Bir şekilde Haydarpaşa'ya ulaşıp trenle Ankara yolculuğumuza başladık. Geceleyin yemek bölümünün açık olduğu, çorba içilebildiğini; belirli bir saatten sonra meyhanenin açılabildiğini ve vagon aralarında sigara içilebildiğini, koltukların oldukça geniş olduğunu bildiğimden oldukça güzel bir yolculuk olacağından emindim. KoS arkadaşımda ilk defa trene binmiş oldu. İlkler her zaman iyidir. Neyse uyku düzeni allak bullak biri olaraktan öğlen 3 de uyanmış bir kişi olduğumdan sabah 5 den önce uykum gelmeyeceğini biliyordum ve sağa sola döndüm ama dalamadım uykuya. Sigara içmek için araya geçtiğimde bir arkadaşla tanıştık ve Eskişehir'e kadar vagon arasında muhabbet ederek geldik. Ankara'ya 15-20 dk kala dalmışım

Ankara'ya gelmeden KoS'a sağlam giyin. Ankara'ya sabah ineceğiz. Ayazı felaket. Bir kere o soğuğu yedim bir daha yemem dedim ve kalın giyinen KoS arkadaşım trenden inerken artistlik yapıp ya kanka kalın giy dedin giydik. Dışarda süper hava var. Şimdi akşama kadar montu kim taşıycak dedi. Görürsün birazdan demeye kalmadan trenden adımını attığı gibi nefesim dondu dedi. Arkamı döndüğümde 1 sn de nasıl başardı anlamadım ama KoS, montunu giymiş yanıma gelmiş dondum üfff, bu ne biçim hava demeye başladı. Kos, montunu geri dönene kadar oturduğumuz cafeler haricinde hiç üstünden çıkarmadı.

Öncelikle Kızılay'da güzel bir yer bulup güzel bir kahvaltı yaptık ve sonrasında işlerimizi hallettik. Sonrasında tren garına gidip dönüş biletlerimizi aldık. 10 dk sonrasında Ploop arkadaşım arayıp havaların güzel olduğunu, isterseniz uğrayın desede dönüş planlarını biz çoktan kurmuş bulunuyorduk. Neysem sonrasında Ankara'da OnurSQL ile buluştuk. ReferXChange'de geldi ve koyu bir muhabbet başladı. Herbirşeyi konuştuk. Onur'la kaç yıldır konuşuyorum. Bu kadar konuşup realde tanışmadığım tek kişiydi. Onur'u çok düşünceli gördüm. Msn de cak cak cak konuşan Onur'dan esen yoktu. ReferXChange muhabbeti oldukça güzel bir kişi. Bir sonraki Ankara gezimizin daha planlı programlı olacağından, konuşacak daha çok şeyler bulacağımıza eminim. 6 gibi ReferXChange'yi yolcu ettik ve sonrasında Dizayn1st geldi. Ankara havası Dizayn1st'e açıkca söyliyim hiç yaramamış. Havasından suyundanmı diyim, ayazından buz gibi havasındanmı diyim, memur kenti olmasındanmı diyim espriler hep havada kaldı. Hepsini tekrardan açıklamak zorunda kaldım. İstanbul'dayken böyle değildi. Sonradan değişti. Dedim uzun zamandır kafana vurmuyorum. Bi yere gidip 3-5 el kağıt oynayalım. Biraz naz yapsalarda, son elde fırtınalar estirselerde dost kazığında KoS ile eş olup, 3 sayıyla Onur ve Dizayn1st'nin kafasına vurduk. Bi iki lafın belini kırdıktan sonra bi kaç el blackjack yapıp herkez evine, bizde tren garına doğru yola çıktık. Yolculuk sırasında, Ankara havasının KoS'a da yaramadığını farkettim. KoS'da da bir gariplik vardı. Birşey söylediğimde kanka ne diyonya diyordu. Noluyoruz felan oldum. Herşeyi ince ince açıklamak ve sonrasında heee denmesi farklı bir duygu.

2 günün yorgunluğu üstüne dönüşü uyuyarak geçirmek için yataklı vagon'dan biletimizi aldık. Bir bayanada bizim odaya bilet kesmişler. Dedi bir gariplik yokmu? Var gibi dedik bizde. Yan oda bayanlarınmış ve boş yer varmış. Oraya geçti. Bizde KoS'la beraber 4 kişilik odada 2 kişi İstanbul'a döndük. Uzun zamandır Dizayn1st'nin kafasına vurmuyordum. Onur'la beraber kafasına vurdum ama peşimi bırakmadılar sabaha kadar rüyamda dost kazığı oynadık. Kağıt takip etmekten beynim yoruldu. En son yeter be burdadamı diyip kağıtları atmıştım. Ara ara uyansamda. Ara ara yemek kokusu gelmesinden dolayı odayı havalandırmak için uykumu bölsemde güzel bir yolculuktu.

Ama herşeyiyle kurban olduğum memleket ( İstanbul )'in havası bile farklı. Bi indik. İnsanlar gömlekle , hırkayla geziniyor. İnsanın tenini hafiften okşayan güzel bir esinti. 3 kat üstüne mont ve kapşonla donduğum Ankara'dan esen yoktu. Tüm buzların eridiği, yorgunluğun bedenden atılıp gittiği an.. Haydarpaşa - Eminönü vapurunda martıları izleyip yenilen tost ve keyif çayında gizlidir. İşte İstanbul'u bu yüzden seviyorum.