• 01-09-2007, 15:16:08
    #1
    1/2
    1.) Temel İlkeler
    2.) Takas
    3.) Tekelcilik
    4.) Spekülasyon
    5.) Uluslararası Ticaret ve Damping
    6.) Ticaret ve Faiz
    7.) Sonuç

    Ruh esenliği, kişinin manevî gelişmesi ya-
    nında, âdil ve iyi davranışlar üzerine kurulu
    yeryüzünde bir hayat sürdürmesine bağlıdır.
    Bunun için, Kuran ve Sünnet, dünya işleri üze-
    rinde tekrar tekrar durur, onlara ait öğütler
    verir. Kuranda şöyle buyrulur : «İbadet bittik-
    tan sonra, Allah'ın fazlını -bağışını- aramak
    için yeryüzüne dağılınız.»,

    Peygamberin (SAV) bir sözü şöyle: «Geçimini
    helâl yollarla sağlamak, ibadet dışında en ö-
    nemli bir görevdir.»

    Bir başka yerde şöyle der
    Peygamber (SAV) : «Sabah namazını kıldıktan sonra.
    geçiminizi kazanıncaya kadar yatmayın.»

    İslâm, İslâmî ilkelerle bağdaşan tüm eko-
    nomik faaliyetlere katılma hakkını kişiye tanı-
    maktadır. Ticaret, ticarî ortaklık, kooperatifler
    ve anonim ortaklıklar meşru sayılmıştır. Bunun-
    la birlikte ticarî faaliyetlerin dürüst yararlı ve
    güvenilir bir şekilde yürümesini sağlamak ama-
    cıyla ticari faaliyetlere ilişkin bazı kural-
    lar getirmiştir. Peygamber (SAV) bir hadîsinde,
    sözünde duran, doğru sözlü tüccarı övmüştür: «Doğ-
    ru sözlü, dürüst bir tüccar, Peygamberlerle,
    sıddıklarla ve şehitlerle birliktedir.»
    (Tirmizi,72: 4)

    1 - TEMEL İLKELER
    Ticarî ilişkilerde kişinin son derece dürüst
    ve güvenilir olması şartı temel ilke olarak kon-
    muştur. Bu ilkeler iş adamları tarafından be-
    nimsenmiş olsaydı, bu gün piyasada görülen
    bozukluklar olmayacaktı. Ticaret ve alışverişe
    ilişkin bu ilkeler, iş ilişkilerinde iyi niyetin ku-
    rulması, tartı ve ölçümün dürüstçe yapılması
    ve aldatıcı yeminlere başvurmaktan kaçınılma-
    sı hakkındaki Kuran ve Hadis hükümlerinde,
    değişik şekilde, yansımaktadır.


    Aldatıcı yeminler :

    Günümüzde satıcılar, alıcıları kandırmak
    için asılsız yeminlere başvurmaktadırlar. Bu
    davranış da, piyasa ekonomisinin bozukluğu
    yanında, kişilerin ahlâkî ve ruhi değerlere kar-
    şı kayıtsızlığının, umursamazlığının ve yaban-
    cılaşmasının etkisi büyüktür. lslâm, iş adamı-
    nın malını satmak amacıyla başvurduğu bu tür
    davranışları kınamıştır. Ebu Hureyre'nin (RA)
    naklettiğine göre, Peygamber (SAV) bu konuda şöyle
    demiştir: "Asılsız yeminler malı sattırır, ama be-
    reketi, onun sağlayacağı yararı ve iç rahatlığı-
    nı da yok eder." (Buhari 34; 26). Öte yandan
    Ebu Zer de (RA), Peygamberin (SAV) başka bir sözünü
    nakleder "Allah şu üç sınıf insanla ne konuşacak,
    ne onların yüzüne bakacak, ne de günahlarını
    bağışlıyacaktır. Onlar çok acıklı bir azap çeke-
    ceklerdir." Ebu Zer; birden bire atılır ve sorar.
    «Ey Allahın Elçisi! Bu, herşeyini yitiren ve mah-
    folanlar kimlerdir?» Peygamber (SAV) cevap verir.
    «Tüm servetini gösteriş uğruna harcayanlar,
    başkasına yaptığından sorumlu olduğunu vic-
    danında duymayanlar ve malını asılsız yemin-
    lerle satanlar.» (Müslim)


    Tartı ve ölçüde dürüstlük :

    Ticarette tartı ve ölçünün yeri ve değeri
    son derece önemlidir. İslâm, bindörtyüz sene
    önce ölçü ve tartının dürüstlükle yapılması ü-
    zerinde önemle durmuştur. Bu konuda hem
    Kur'an'da ve hem de Hadislerde çok sert hü-
    kümler vardır. Kur'an'da şöylece değinilir bu
    konuya : "Ölçekte ve tartıda hile yapanların
    vay haline! Ki onlar, insanlardan, ölçekte al-
    dıkları zaman haklarını tastaman alanlar, on-
    lara o ölçekle veya tartıyla verdikleri zaman
    ise eksiltenlerdir. Sahiden onlar diriltilecekleri-
    ni sanmıyorlar mı? Büyük bir günde, Alemle-
    rin Rabbi için insanların kalkacağı günde...
    Sakın hileye sapmayın! Ahirette sorguya çeki-
    leceğinizi unutmayın! Çünkü kötülerin kitabı
    muhakkak siccindedir.» (LXXXIII: 2-7)


    İyi Niyet :

    İslâm, yalnız ölçü ve tartıdaki dürüstlük
    üzerinde değil, taraflar arasında iyi niyetin ku-
    rulması gereği üzerinde de önemle durmuştur.
    Ticarette görülen kötü ilişkilerin, tarafların ant-
    laşma maddelerini açıklıkla yazdırtmamaların-
    dan ileri geldiği bugün bir gerçek olarak orta-
    dadır. Bu konuda apaçık bilgiler vardır. Kur'-
    an'da. İyi bir iş ilişkisi ortamı kurmak için bü,-
    tün maddeler, teker teker ve açık olarak ya-
    zılmalıdır. Çünkü : "Bu, Allah yanında en doğ-
    ru şahitlik için en kuvvetlisi ve unutmamak
    için en elverişlisidir.» (II, 283) Sözleşmede üze-
    rinde görüş birliğine varılan maddeler açıkça
    belirtilmelidir. Sorumlu taraflardan birisi yet-
    kin değilse, velisi veya hamisi sözleşmeyi yaz-
    dırmak ve imzalamak zorundadır.

    Yukardaki kısa incelemeden çıkan sonuç şudur:

    İslâm devletinde ticaret ve alışverişin
    bu günkü ticaretten, temelde ayrılan bir yapı-
    sı ve anlamı vardır. İslâmda ticaret ve alışve-
    riş, ahlâkî ve manevî değerlerle iç içedir. Bu
    gün uygulanan sistemde ise kişinin yücelmesi-
    ni, daha uygar bir kişiliğe ermesini sağlayan
    bu değerler bir kenara itilmiş, ticarî kesimden
    koğulmuştur. İyiye, güzele ve hayra karşı olan
    her alışveriş, öz olarak, İslâmi değildir. İslâm
    devleti, yoksul halkı sıkıntıya sokan ve ihtiyaç-
    larını kötüye kullanma yolları arayan her türlü
    uygulamaya gem vurmak hakkına sahiptir.

    Şimdiye dek ticaret ve alışverişe ilişkin
    İslâmın koyduğu ana ilkeleri tartıştık. Şimdi,
    İslâm ilkeleri ışığı altında, bugün uygulanmak-
    ta olan ticaretin yapısını incelemeye girişebili-
    riz.


    2 - TAKAS

    Takas, bir zamanlar ticarette çok yaygın-
    dı. Paranın ekonomiye girişinden sonra, her ne
    kadar; takas alışverişteki yeri azalmış ise de,
    bugün bile takasın alışverişte ne denli önem-
    li bir yer tuttuğu çok zor kestirilebilir. İslâm,
    Kur'an ve Sünnette belirtilen koşullar içerisin-
    de yapılan takas işlemini uygun bulmaktadır.
    Gerçekte İslâm, bozuk ve değersiz malların iyi
    olanlarla değiştirilemiyeceğine dikkatleri çek-
    mekte ve bu konuda, alışveriş yapanları uyar-
    maktadır. Satılacak malda bir özür varsa, bu-
    nun alıcıya bildirilmesi zorunludur. Hâkim İbni
    Hazm'in bildirdiğine göre bu konuda Peygam-
    ber (SAV) şöyle demiştir: "Alıcı ve satıcı birbirinden
    ayrılmadığı sürece, antlaşmadan vazgeçebilirler.
    Her iki taraf da doğru söyler ve herşeyi
    açıkça belirtilse kutsal bir iş yapmış olacaklar-
    dır. Yalan söyler ve gerçeği gizlerlerse, bu, Al-
    lah'ın onlar üzerindeki yardımını silecektir.»
    (Buhari: 34; 19)

    Ayrıca, alıcıya, malı sınamak fırsatı ver-
    meyen, islâmdan önce yürürlükte olan alışveriş
    sistemi yasaklanmıştır. (Buhari: 34, 62) Mallar
    pazara götürülmeli ve toptan satışlar için tek-
    lifler verilmeden önce, pazarın durumu hakkın-
    da satıcının bilgisi olmalıdır. Pazarın durumu
    ve fiyatlar hakkındaki bilgisizliğin kötüye kul-
    lanımına imkân vermemek için bu şarttır. Pey-
    gamber (SAV) bütün bu hususları açıkça ortaya koy-
    muştur.

    Öte yandan, her türlü put alış verişi, içki,
    domuz eti veya kendi kendine ölen hayvan eti
    gibi haram edilen maddelerin alınıp satılma-
    sı yasaklanmıştır. (Buharî : 34-112). İslâm,
    putçuluğu ve putu yoketmek için gelmiştir. Put
    üzerinde herhangi bir alış verişe izin vermez.

    Yasaklanan yiyecek maddelerine gelince...
    Müslümanın bunlarla bir ilgisi yoktur. Başka bi-
    ri için bu işle uğraşmasına da izin verilmez.
    Fakat açık bir buyruk olduğu için, kendi ken-
    dine ölen hayvanın derisinin, yararlanılabilir
    durumda ise, alışverişi yasaklanmamıştır. Belki
    hayvanın kemikleri ve yağından da yararlanıl-
    masına izin verilebilir.


    3 - TEKELCİLİK

    İslâm devletinde tekelin ve spekülasyonun
    durumunu inceleyelim. İslâm ekonomisi, başın-
    dan sonuna kadar, azami sosyal faydayı sağ-
    lamayı amaçlar. Bu yüzden, bu amaca ulaşma-
    ğa engel olan her ekonomik faaliyet, İslâmiyet ol
    maktan uzaktır. Yoksulların durumunu iyileş-
    tirmek için özen gösterileceğine ve iyiliği dü-
    şünüleceğine göre, tekel ve spekülasyonun teş-
    vik edilmesine. imkân yoktur.

    Tekelci, genellikle malına yüksek fiyat
    biçmektedir. Arzın bir elde toplanması esas ol-
    duğu için "tekel" fikri ile -sömürü- sorunu sıkı
    sıkıya birbirine bağlıdır. Açık rekabette, üreti-
    ci, marjinal maliyeti malın fiyatına eşitleyerek
    kârını artırır. Fiyat belirli olduğu için üretici,
    malın marjinal maliyeti fiyatına eşit oluncaya
    kadar, üretimini arttırmaya devam eder. Tekel
    de ise marjinal gelir fiyata eşit değil, bilakis
    ondan daha azdır. Malın talep elastikiyeti yük-
    sek olmadığı için, tekelci, üretim fazlasını da-
    ha düşük fiyatla satmayı düşünür. Daha çok
    üretirse toplam geliri artacaktır. Çünkü, ilâve
    birimin fiyatı toplam gelire katılacaktır. Öte
    yandan, üretimin tümünün daha düşük fiyatla
    satılmasından ötürü, toplam gelirde bir düşme
    görülecektir. Bu yüzden, fiyat pozitif bile olsa
    marjinal gelir negatif olabilecektir. Fiyat, " or-
    talama gelir " olarak bilinir (toplam gelirin top-
    lam üretime bölümü). Bu nedenle marjinal ge-
    lir ortalama gelirden daha azdır.

    Üretimi, marjinal gelirin marjinal maliye-
    te eşit kılan bir düzeyde tutmak en kazançlı
    durum olduğu için, tekelci, üretimini bu nokta-
    da kesecektir. Bu durumda en elverişli bir ü-
    retim olanağı ortadan kalkmaktadır. Bu da,
    sonunda, kaynakların gereğince kullanılmama-
    sına ve işsizliğe yol açmaktadır.

    Gerçekte serbest piyasa düzeninin bir çok
    teorik kuralı serbest rekabet varsayımına da-
    yanmaktadır. Ama ne yazık ki, bu, dev tröstle-
    rin, tekellerin ve kartellerin etki ve gücünü bir
    kat daha arttırmıştır. Yoksul tüketiciler, çalı-
    şanlar ve hatta toplumun tüm fertleri, tekelin
    egemen olduğu böyle bir ekonomik düzenden
    çok büyük yara almışlardır. Kapitalist düzende
    zaten toplum yararı ile kişi yararı arasında bir
    uyum sağlanamamıştır. Burada belirtmek iste-
    diğimiz husus şudur: Monopolun -tekelciliğin-
    egemen olduğu bir ekonomik düzen. İslâmın hedef
    olarak önerdiği «maksimum sosyal fayda» ilkesine
    ters düşmektedir. Bu yüzden İslâm devleti, ka-
    nunlar çıkararak veya plânlar yaparak tekeli
    denetim altına almak zorundadır.
  • Sponsor Reklam
  • 01-09-2007, 15:21:42
    #2
    1/2
    4 - SPEKÜLASYON

    İslâm, spekülâsyonu da reddetmiştir. Spe-
    külâsyon deyimiyle -bir malı ucuzken alıp pa-
    halanınca satma- olayını kastediyoruz. Ma-
    lın, ilerde, şimdikinden daha yüksek bir fiyata
    satılabileceğini uman alıcı şimdiden malı sa-
    tın alır. İlerde malın fiyatının düşeceği bekle-
    niyorsa, spekülâtör, elindeki malını hemen sa-
    tacaktır. Spekülâtif faaliyetlerin şimdiki fiyat-
    ları gelecekteki fiyatlar seviyesine çıkaracağı
    ve fiyat iniş çıkışlarındaki farkı azaltacağı için,
    spekülâtörün tüketiciye ve üreticiye büyük ya-
    rarlar sağlıyacağı görüşü ileri sürülmektedir.
    Ani fiyat dalgalanmalarını kontrol altında tut-
    mak ve üretime yardımcı olmakla sosyal bir
    hizmet gördüğü sürece, spekülâsyon, İslama
    aykırı değildir. Ne var ki, tecrübeler, speküla-
    törün, toplum yararını bir kenara iterek yalnız-
    ca kişisel kazancını düşündüğü gerçeğini orta-
    ya koymuş ve koymaktadır. Mükemmel bir
    spekülâsyon kendi kendini ortadan kaldıracağı
    için, spekülâtörlerin çoğu, sunî olarak piyasa-
    da kıtlık meydana getirmekte ve dolayısiyle enf-
    lâsyonist bir gidişe yol açmaktadır. Bunun be-
    delini yoksul halk ödemektedir. Bu açıdan, İs-
    Iam, böylesine bir spekülâsyonu reddetmiştir.
    Ma'mer bu konuda Peygamberden (SAV) bu Hadisi
    nakleder : " Kıtlık zamanında, tahılı, ilerde sağ-
    layacağı kazanç için satın alıp biriktiren, bü-
    yük bir günahkârdır.» (Müslim ve Mişkat). Bir
    başka Hadisi Ömer nakleder : " Dışardan tahıl
    ithal eden ve piyasa fiyatına satanın geçimi
    üzerine Allah'ın lûtfu inmiştir. İlerde paha ede-
    ceği umuduyla tahılı piyasadan çeken, Allah'-
    ın rızası dışına çıkmıştır.» (Buhari: 34, 58) Böy-
    lece fiyatları, suni olarak, arttırmak için tahı-
    lı ve öteki malları piyasadan çekmek, alıcıyı,
    daha yüksek bir fiyat ileri sürerek kandırmak,
    yasaklanmıştır. Fakat açık artırmayla satışa
    izin verilmiştir. (Tirmizi : 12, 10).

    İslam, sorunu maneviyata bağlıyarak, spe-
    külâtif davranışları ortadan kaldırmaya çalış-
    mıştır. Kapitalist toplumlar bile spekülâsyonu
    denetim altına almak için çalışmaktadırlar. «De-
    netim Ekonomisi» adlı kitabında, Profesör Ler-
    ner, saldırgan spekülâsyonun zararlarının, kar-
    şı bir spekülâsyonla, denetim altında tutulabi-
    leceğini ileri sürer. Hükümetin fiyat tahminleri
    yapmakla görevli bir büro kurması ve bu bü-
    ronun gerçek fiyatları bu fiyat düzeyine getir-
    mek için tüm olanaklarını kullanması gerekir.
    Gerekirse İslâm devleti böyle bir sistemi geliş-
    tirmek zorundadır. Böylece yalnız yoksullar de-
    ğil, tüm taplum, vicdansız spekülatörlerin sö-
    mürüsünden kurtarılabilir. Bugünkü devletlerin
    yapısı -materyalist (maddeci)- olduğu için,
    bütün çabalara rağmen, sorunun çözümünde başarı
    sağlanamamıştır. Belki de; profesörü, sorunun çözü-
    münü, kişilerin ahlâki yönden gelişmesinde bul-
    maya iten neden budur. Ona göre: " Daha iyi
    bir ahlâk ve her türlü oyuna karşı kamu oyunu
    uyandırmak olacaktır en etkin çare. " Bu ko-
    nuda Profesör Taussig'in yaklaşımı İslâmi gö-
    rüşe çok yakındır. Gerçekten İslâm ekonomisi-
    nin ilkeleri, maddi ve manevi değerler arasın-
    da mutlu bir bileşim sağlamaktadır.


    İleriye dönük alışverişler :

    İslâm, spekülatif faaliyetlere izin vermedi-
    ği gibi, geleceğe ait alışverişi de uygun bul-
    maz. Çünkü böyle bir sistemi, topluma olduğu
    kadar, ticari çevrenin kendisine de zararlı ola-
    rak görür. Geleceğe ait alış verişler kapitalist
    ülkelerde bir çok sorunlara yol açmaktadır.
    Bunun için, İslâm, böylesine bir alış verişten
    kaçınmaları için müslümanları uyarmıştır. Bu
    konudaki Peygamber sözünü (SAV) ibni Ömer'den
    dinleyelim : «Satın alanın malı oluncaya kadar,
    tahıl satın alan biri, onu başkasına satmaya-
    caktır.» Öte yandan, Hâkim İbni Hazm da bir
    başka Hadis nakleder: « Yanında olmayan bir
    şey için pazarlık etme.»


    5 - ULUSLARARASI TİCARET VE DAMPİNG

    Şimdiye kadar yurtiçi ticaretten söz ettik.
    Bu bölümde de uluslararası ticaret konusun-
    da İslâmî ilkeleri incelemeye çalışacağız.
    İslâm uluslararası ticareti teşvik etmiştir.
    Bu tarihi bir gerçektir.

    Ticaret hukuku incelenirse görülüyor ki;
    aydın müslüman Mağripliler, Doğu Akdeniz ül-
    keleri ile büyük bir ticari ilişki kurmuşlardır,
    Tunus'da fabrikaları ve konsolaslukları vardı
    ve İstanbul'da büyük bir ticari ilişki sürdürü-
    lüyordu. Bu ticaret halkası Çin ve Hindistan'a
    kadar genişledi. Afrika kıyısını ,dolaşarak Ma-
    dagaskar'a kadar uzandı. Sekizinci yüzyıl or-
    talarında, Avrupa, koyu bir karanlık içinde bu-
    lunurken, Abdulhazım gibi aydın İspanya müs-
    Iümanları, ticaret hukukunun ilkeleri hakkında,
    bilimsel makale ve kitaplar yazıyordu. İslâm,
    hem ekonomik işbirliğini sağlamak hem de
    karşılıklı bilgi ve fikir alışverişinde etken bir
    araç olduğundan beynelmilel (uluslararası) kardeş-
    liği gerçekleştirmek için uluslararası ticareti teşvik
    etmiştir. Şüphesiz, ticari işlemlerde elverişli
    bir sistem bulmak için müslümanlar arasında
    farklı teknikler kullanılmıştır. Bu teknikler, za-
    manla gelişen şartlara bağlı olarak değişmiştir.

    Burada bir soru ortaya çıkmaktadır. İslâm dev-
    leti nasıl bir ticaret politikası gütmelidir? Kla-
    sik ekonomistler, serbest ticaret politikasını
    savunurlar. Müdahalenin-dünyadaki tüm kay-
    nakların en elverişli bir biçimde dağılımına en-
    gel olduğunu ileri sürerler. Salt ekanomik açı-
    dan, İslâm devleti için serbest ticaret politika-
    sını tavsiye edebiliriz. İslamî sistem de serbest
    ticaretten yanadır. Ve ülkelerin kendi doğal
    şartlarına uygun olan malları, iç piyasaya tale-
    binden daha fazla üreterek öteki ülkelere sat-
    maları gerektiğine inanır. Başka bir deyişle,
    İslâm, uluslararası ticaretin temeli olan izâfi
    maliyet görüşünü destekler. Ama ,uluslararası
    ticarette rekabetin ne denli sağlıksız ve zayıf
    olduğu ve de müslüman ülkelerin durumu göz
    önüne alınırsa, ticarette, koruyucu bir politika
    izlemenin müslüman devletler için gerekli oldu-
    ğu -kanısındayız. Bu da İslâma aykırı değildir.

    Gerçekte " gümrük vergisi " ve giriş res-
    mi ilk, kez Hz. Ömer zamanında ortaya çıkmış
    ve uygulanmıştır. Hz. Ömer zamanında İslâm
    devletiyle ticari ilişkileri olan komşu ülkeler,
    müsiüman tüccarlardan vergi alınması için di-
    renmişlerdir. Ebu Musa el Eş'arî bu durumu
    Halife Ömer'e bildirdiği zaman, O, karşı bir
    tedbir olarak müslümanlardan alınan vergiye
    eşit bir harcın harbi'lerden alınmasını emret-
    miştir. Bu harç yüzde 10 civarındaydı. Harbiler-
    den ne kadar gümrük alındıgı bilinmeyen yerler-
    de bu yüzde 10 nisbeti uygulandı. (Mebsut - Sayfa 108: Kitâbül Haraç, Sayfa 76.)

    Bu, aşir müessesesinin kuruluşuna yol açtı, Sonraları
    bu vergi müslümanlardan yüzde 2,5 ve zimmi-
    lerden yüzde 5 alınmak suretiyle genişletildi.

    "Müslümanlar aşır ödesin veya ödemesin,
    ticaret maddelerinin zekâtını ödemek zorun-
    dadır. Oysa zimmiler, ticaret amacıyla seyahat
    ettikleri takdirde, aşır ödemekle yükümlüdür-
    ler. Bunun için müslümanlardan ve zimmiler-
    den farklı resimler alınmaktadır. Böylece, o-
    ranlardaki farklılık müslüman ve zımmî tacirler
    arasında eşitliği sağlamaktadır." (S. A. Sıddıki : «Public Finance in İslam» P: 86.)


    Damping :

    Ticaret alanında damping de bir yer tut-
    maktadır. Onu içine almayan bir inceleme ek-
    siktir. Damping nedir? Üreticinin (genellikle te-
    kelciler, ürününü, menşe üretimin yapıldığı
    ülkedeki satış fiyatının çok altında bir fiyatla
    başka ülkelerde satması olayıdır.

    Dampinge iten nedenler şunlar olabilir:

    a) Yanlış bir talep tahmini sonucu fazla üretilen malları satmak.

    b) Düşük fiyata satmakla yeni ticari ilişkiler kurmak.

    c) Yerli veya yabancı olsun, rakip üreticiyi saf dışı etmek.

    d) Büyük üretim kapasitesinin sağladığı ekonomiden yararlanmak. Dampinge iten neden ne olursa ol-
    sun, en sonunda, rakip üreticiler ortadan kal-
    dırılarak; tekelin egemen olduğu bir ekonomik
    düzen getirilmektedir. Bu sağlandıktan sonra,
    büyük çoğunluk daha kolay sömürülebilecek-
    tir. Bu ise, iyi niyet ve düşünce Ile bağdaşma-
    maktadır. Damping tutkusuna kapılanlar, in-
    sanların acılarından, yoksulluklarından, ihti-
    yaçlarından, kendi çıkarları adına, yararlanma
    yollarını ararlar. Bunun için damping, İslâ-
    mın ruhuna aykırıdır. İslam devleti damping teş-
    vik etmez. Devlet, özellikle sanayii etkiliyorsa,
    dampinge karşı yüksek gümrük vergileri koy-
    mağa yetkilidir.

    Fiyatların düşmesini önlemek için, üre-
    tilen malların bir kısmını yok etmek, damping'-
    in en insani olmayan bir başka yanıdır. «La-
    tin Amerika'nın İçyüzü» adlı kitabında, John
    Gunther, Brezilya kahvesinin hikayesini anlat-
    maktadır. 1914 yılında, Brezilya, 14 milyon çu-
    val kahve fazlasını, fiyatları ucuzlatmamak
    için, ortadan kaldırmıştır. «Öte yandan 1934
    de, milyonlarca portakal, fiyatların düşmesini
    önlemek için denize dökülmüştür. Oysa, Liver-
    pul'daki fakir çocukları için, portakal, alınamı-
    yacak kadar lüks bir meyveydi. Daha beriye
    gelelim; Hindistan, Seylan ve Malezya'da 121
    milyon pound ağırlığındaki çayın yok edilme-
    si için kararnameler çıkarılmıştır.» (H. M. Mukerjce, Introduction to sosialism, P. 16.).
    Damping'in bu yönü öylesine açık ki, bu konuda İs-
    lami açıdan bir incelemeye girmeğe gerek
    yoktur. Fiyatların düşmesini önlemek suretiy-
    le büyük kazançlar sağlamak için malın bir
    kısmını yoketmeyi haklı gösterecek bir gerek-
    çe bulmaya imkan yoktur. İslam, insan olsun
    eşya olsun, her türlü kaynak israfını çirkin
    görmüştür. Bunun için müslüman ülkeler dam-
    pingi ortadan kaldırmak zorundadır.


    6 - TİCARET VE FAİZ

    Burada Islâm tarafından faizin yasaklan-
    masının ve ticarete izin verilmesinin nedenle-
    rini araştırmak gerekir. Kur'an'da şöyle -buy-
    rulur: "Allah alış verişi helâl, faizi haram kıl-
    mıştır." (II: 275) Bu gün bile, İslam düşman-
    ları, " Alım satım da ancak faiz gibidir." âyetini
    gösterirler. Alış veriş helalsa, faizin de helal
    olması gerektiğini, çünkü «faizin, para alış ve-
    rişinin bir sonucu olduğu» görüşünü ileri sürer-
    ler. Ticarete yatırılan para, «kar» denen bir faz-
    lalık getirmektedir. Bankaya yatırılan para da
    faiz. Allah, bir «artığı» yasaklamakta, ötekine
    izin vermektedir. O halde, ikisi arasında ne
    fark vardır? Bu konu, gerek ahlaki açıdan, ge-
    rekse hukukî açıdan, seçkin hukukçular tara-
    fından, enine boyuna tartışılmıştır. Biz burada,
    soruna, ekonomik açıdan bakacağız :

    a) Ticareti faizden ayıran, ticarette «risk»
    etkeninin oluşudur. Riski üstlenme, İslâmın
    izin verdiği ticaretin temelidir. Oysa faiz, sa-
    bittir, kâr gibi değişken değildir.

    b) Ticaretten oluşan kâr, atılımın ve giri-
    şimin bir sonucudur. Faiz de ne atılım, ne de
    girişim söz konusudur. Çünkü kredi veren.
    borçlu veya yatırımcının kâr ve zararına bak-
    maksızın, tutarı belli bir geliri garantilemiştir.

    c) Ticarette mal alınıp bedeli ödendikten
    sonra, alış veriş son bulur. Bundan sonra, alı-
    cı, satıcıya hiç bir şey ödemez. Fakat faiz iş-
    leminde, ona para ödenmediği sürece, kreditö-
    rün faiz geliri sürecektir. Bu yüzden, ticaret-
    ten sağlânan kârda bir sınır vardır. Faizde ise
    böylesine bir sınırlama yoktur.

    d) Ticaret, üretken olduğu ve kişi ancak
    emek ve becerisini ortaya koyarak ve de zor-
    lukları yenerek kazanç sağladığı için, istihdam
    olanakları yaratmakta ve ekonomik kalkın-
    maya katkıda bulunmaktadır. 1929 - 1933 yıl-
    larında ortaya çıkan ekonomik buhrana faiz
    yol açmıştır. Bu olay, kapitalist ülke ekonomist-
    lerini, klâsik ekonomik teoriyi bir yana itmeye
    ve faizin yer almadığı yeni ekonomik teoriler
    geliştirmeğe zorlamıştır. J. M. Keynes, «Para,
    İstihdam ve Faiz Genel Teorisi» adlı ünlü ese-
    rinde, bu konuya ilişkin şu görüşü ileri sürer
    «
    Faizin parasal değeri, para dışı üretim mal-
    larında faizin mala oranla değerini arttıracak,
    bu malların üretimini engellemektedir. Öte yan-
    dan, para üretimi için yatırımları harekete ge-
    çirme olanağı da yoktur. Cünkü, varsayım ola-
    rak, para, üretilemez
    » Bir başka yerde de şöy-
    le değinir faize Keynes: «
    Faiz, istihdam üzerin-
    de şaşılacak bir rol oynamaktadır. Öyle görü-
    lüyor ki, faiz, istihdam düzeyini sınırlamakta-
    dır.
    » Gerçekten bunalımı başlatan da, onu da-
    ha kötüye götüren de faizdir, ticaret değil.

    e) Ticaret, yakın işbirliğine ve karşılıklı fi-
    kir alış verişine aracı olmakta, bunun sonucu
    olarak uygarlığın gelişmesinde üstün bir rol oy-
    namaktadır. Buna karşılık, faiz, insanı cimrili-
    ğe, bencilliğe itmekte ve ondan acıma duygu-
    sunu silmektedir. Böylece, faiz, karşılıklı yar-
    dımlaşmayı kökünden yıkmakta, ekonomik bü-
    yümeyi önlemekte ve işsizliği artırmaktadır.
    Ama İslâmi bir devlette, ticaret, toplum için bir
    nimettir.


    7 - SONUÇ

    Bu bölümdeki incelemeden çıkarılacak so-
    nuç şudur:
    İslâm, her türlü meşru faaliyeti teş-
    vik etmiştir. Takas'a sınırlı olarak izin veril-
    miştir. Öte yandan tekelcilik ve spekülasyon
    reddedilmiştir. çünkü bu faaliyetler «sosyal
    yarar»ın en üst düzeye çıkarılmasını engelle-
    mektedir. Islâmda serbest ticaret esastır. Özel
    durumlarda, ticaret konusunda, koruyucu bir
    politika izlenmesine de izin verilebilir. Dam-
    pingin reddedilmesi gerekir. Ticaretle faiz ara-
    sında yapısal bir fark vardır. İslâmın ticarete
    ilişkin ilkeleri tüccar ve sanayici tarafından be-
    nimsenirse, yoksullar, bugünkü ekonomide
    yaygın olan ticari durgunluğun zararlarından
    korunmuş olacaktır.
    "
  • 01-09-2007, 15:25:47
    #3
    1/2
    işi dürüstçe ve hakkımızla yaparsak herşey çok güzel olur.
    İNTERNET REKLAMCILIĞI HİZMETLERİ İÇİN MESAJ ATINIZ * CENKWEB.COM
  • 01-09-2007, 15:29:36
    #4
    1/2
    Güzel bir yazı olduğu başından beri belli oluyor sayfayı kaydediyorum müsait bir zamanımda okucam teşekkürler.
    Nam Olsun Kar Olmasın.
  • 01-09-2007, 15:34:24
    #5
    1/2
    Çok Güzel Bir Noktaya değinmişsin. İslama Göre Yaşmalıyız Ticarette Öyle
    Only Say me ...... LeX!
  • 01-09-2007, 16:08:00
    #6
    1/2
    evet güzel bir yazı olmuş.
    Hadislerde de ap açık belli. Yalan ile satılan malın parası hayır etmiyor..
  • 01-09-2007, 17:53:24
    #7
    1/2
    Allah Razı Olsun inşAllah

    Aslında Ticarette En Önemli Mesele Karşıdakini Memnun Etmek Sonuçta bizler Allah Rızası için karşıdakine yardımcı olursa Emin Olalım Ticaret yaparkende Allah cc bizlere yardım olacaktır. Vesselam

    Hayırlı Muhabbetler
  • 01-09-2007, 20:59:21
    #8
    1/2
    Bence tam isabetli yerler not edilmiş , paylaşımın için teşekkürler.
  • 01-09-2007, 21:05:49
    #9
    1/2
    teşekkürler +rep werdim

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319